![]()
Son zamanlarda popüler olan tren yolculukları içinde, Trans Sibirya treni benim için efsane haline gelen trenlerden biri olmuştur. Bu yıl esasında Japonya’ya gitmeyi düşünürken kendimizi bir grup arkadaşla birlikte neden Trans Sibirya treni ile gitmeyelim ki dedik. Ve tabii bu düşüncenin aksi sedalarının gelmesi ile daha kalabalıklaşan bir grup olarak yola çıktık. Bu yazıda Trans Sibirya treni macerasını , gelecek yazıda ise Japonya gezisini anlatmayı istiyorum.
Trans Sibirya , son zamanlarda turistik güzergahlar arasında en popüler yolculuklardan biri oldu. Daha önce 2011 yılında gerçekleştirdiğimiz yolculukta Yekateringburg’dan başlayan yolculuğumuz Güney Doğu’ya doğru Irkutsk Baykal Gölü, Moğolistan stepleri ve Beijing’de (Çin) sona ermişti. Bu sefer ki ise, Krasnoyarsk’dan başlayarak Kuzey Doğu’ya doğru hiç ara vermeden beş gün boyunca süren bir yolculukla, son durak Vladivostok’da sona erdi.
Haziran ayında gerçekleştirdiğimiz seyahatin planlama işlemleri Ekim ayında başladı. Büyük bir grup gezisi olacağı için uzun bir hazırlık evresini kapsıyordu. Geziyi hazırlarken, sadece gideceğimiz ve kalacağımız yerlerin tur şirketi tarafından ayarlanması işi yapıldı. Merkezi İngiltere’de olan Travelodge tour şirketiyle yapılan (https://www.travelodge.co.uk/) çalışmalar sonrasında ayarlanan tren biletleri, otel odaları , bazı yerel turlar ile gezi planımız ortaya çıkmış oldu. Uçuş biletlerini grup indiriminden ve erken rezervasyon fırsatlarından yararlandık. Böylece uzak doğuyu kapsayan bu gezi bize daha uygun maliyetler ortaya çıkarmamızı sağladı. Tüm bu işlemler birkaç ay içinde tamamlanırken, geriye gideceğimiz yerlerin göreceklerimizin planını yapmak bilgilenmek kalıyordu.
Yaptığımız plana göre, 20 gün süren yolculuğumuzun ilk etabında, İstanbul’dan Moskova’ya oradan da Krasnoyarsk kentine uçtuk. Buradan Bindiğimiz Trans Sibirya treni bizi Vladivostok’a götürdü. Yolculuğun ikinci etabında ise, Japonya gezisi için Tokyo’ya uçtuk. Tokyo’dan Japonya’nın Kyoto, Hiroşima, Fukuoka kentlerine hızlı trenlerle seyahat ettik. Güney Kore Busan’a feribotla geçip, Seul’e hızlı trenle seyahat ettik. Dönüşümüz Seul’den yine Moskova aktarmalı İstanbul oldu.
Geziye başlamadan önce uzun bir araştırma ve hazırlık evresi geçirdim diyebilirim. Gidilecek her bir yeri internet olanakları ile araştırdıktan sonra buralara ait yazıların birer çıktısını aldım. Ancak buralarda yaşamış ve deneyimleri olan arkadaşlarımdan da bazı özel tavsiyeler aldım. Ayrıca yine Rus ve Japon kültürüne ait az çok bildiğim şeylere katkı olması için kültürel hayatı ve tarihi anlatan turistik olmayan yazıları da indirip yanıma aldım. Yine gideceğim yerlerin edebiyatına ait romanlardan bir iki tane yanıma almayı ihmal etmedim. Bu romanları okurken kültürüne daha kolay adapte olmayı istiyordum. Üstelik yolculuk boyunca trende okumak için bolca okuma malzemesinin olması da iyi olacaktı. Bütün bu çalışmaların yanında son hafta da özellikle Japonya Tokyo metro istasyonunun karmaşık yapısını anlamak için zaman ayırdım ve metro ile nereleri gezeceksem oraların metro hatlarını ve çıktılarını aldım. Yine buraları gezmiş olanların deneyimlerini paylaşmaları ve bazı kolay yollar göstermeleri de çok yararlı oldu. (Bu paylaşımlar için gezginlere teşekkürler) Bu çalışmayı yaparken, gezeceğim göreceğim yerleri merak ediyordum. Ancak en önemlisi, bu çalışma bana gezerken çok büyük kolaylık sağladı. Rehberli gezilerde bu tür bir çalışma gerektirmeyebilir ancak bu tür bir hazırlık bende daha fazla keşfetme isteğini ortaya çıkardı.
Gezimizin Rusya kısmı problemlerle başladı. İstanbul’dan Moskova aktarmalı Rus hava yollarına ait Aeroflot uçağı ile Krasnoyarsk’a indiğimizde 30 kişinin hiçbirinin bagajı çıkmadı. Şirketin internet sisteminin çökmüş olduğu ve birçok uçuşa ait bagaj sorunlarının yaşandığı bu nedenle uzun bir gecikme yaşayacağımız yetkililer tarafından söylendi. Aradığımız Aeroflot bagaj yetkilileri bu durumların sıklıkla olduğunu ve sorunun çözüleceği v.s. yolunda açıklamalar yapıp bizi beklemeye aldılar. Tüm kayıp bagaj işlemleri yapıldı sabırla beklemeye başladık. Ancak, Krasnoyarsk’da iki gece kalmış olmamıza karşılık bagajlarımız iki kişi hariç gelmedi. Üstelik uzun bir tren yolculuğu bize bekliyor. Bütün hazırlıklarımızı trene göre yapmış, çatal, kaşık, tüm hijyen malzemeleri v.s. yanımıza almıştık. Şimdi bütün bu malzemeleri yeniden almak durumundayız.
Olumsuz koşullarla başlayan gezimiz enerjimizi etkilemedi. Herşeyin bir çaresi var diyerek, neşemizi kaybetmeden Krasnoyarsk kentini, doğasını gezmeye anlamaya çalıştık.
Krasnoyarsk kenti, Sibirya’nın üçüncü en büyük şehri oluyor. Yenisey nehrinin üzerine bir ada gibi kurulmuş duran etrafı parklarla çevrili doğal yapısı zengin bir kent. Yenisey adı Türkçeden geliyor. Krasnoyarsk adı ise, Kızıl Yar anlamına geliyormuş. Şehrin Çarlık Rusyası zamanlarında yapılan hayvan kürkü ticareti , dünyanın diğer kürk ticareti yapan bölgeleriyle rekabet etmesini sağlamış, daha sonraları ise buradaki kırmızı topraklarda altın arayışı başlamış. Altına hücumla birlikte göçler başlamış. Bölgenin zengin doğal kaynaklara sahip olması, Sovyetler döneminde de askeri amaçlarla kullanımına olanak sağlamış. 2. Dünya savaşı yıllarında ise, Amerikan Sovyet işbirliği ile askeri bir üs olarak kullanılmış . Bugün ise hala doğal zengin kaynakları insanları buraya çekmeye devam ediyor.
Şehrin gezilecek yerlerini bir tur rehberi eşliğinde yaptık. Önce şehrin panoramik görüntüsünü izleyerek başlayan tur programı, Yenisey nehri üzerine kurulan yaya ve bisiklet yolu olarak yapılmış asma köprü üzerinde yürüyerek devam etti. Köprü üzerinde gelip geçenleri izlemek, yerel halka bakmak , Krasnoyarsk şehrinin sakin yaşamını anlamak için ideal oldu.
Tur programının bugünkü son durağı ise, Regional müzesiydi. Bu müze Sibirya bölgesinin en büyük ve en önemli müzesi olarak biliniyor. Müzede zengin bir folklor kültürü, Sibirya doğasını ve kültürünü gösteren malzemeler bulunuyor. Sibirya’daki kabilelerin kürkten işlemeli giysileri, çadırları, kızaktan yapılma evleri, arabaları, tüm yaşam biçimlerini görmek mümkün. Ayrıca bölgenin zengin hayvan faunasına da yer verilmiş, Müzede tarih boyunca Sibirya’nın bir sürgün yeri olarak nasıl bir yer olduğu, çarlık dönemi, Sovyetler dönemindeki gelişmeler , muhalifler ve sürgünlerin yaşamına da yer verilmiş. İlginç olan bir başka şey de Müzenin mimarının müzeyi Mısır mimari özelliklerine uygun olarak yapmış olması. Müze, Sovyetler döneminde oryantalist bakış açısı ile yapılmış binalardan biri oluyor. Müzedeki diğer sergilenenler arasında, Sovyetler dönemi uzay çalışmaları da bulunuyor.
![]()
Krasnoyarsk’da görülmesi gereken bir diğer yer de, dünyanın en önemli ve iyi korunan parklarından biri olan, Stolby National Reserve Park. Krasnoyarsk’daki ikinci günkü turumuz Stolby Parka gidişle başladı. Tayga ormanlarından oluşan bu park, Sovyetlerin kurulması döneminde, Ekim devrimi sırasında bu bölgedeki pekçok çatışmada muhaliflere ev sahipliği yapmış. Doğayı ve bu bölgeyi korumak isteyenler buranın bozulmasını engellemek için Bolşeviklerle birlikte hareket edip kanun çıkararak koruma altına almışlar.
Stolby Park, bölgede bir yaşam tarzını da oluşturmuş . Tırmanma, yürüyüş, koşma, v.b. çeşitli spor aktiviteleri yapılıyor. Parkın içinde düzenli yollar, tahta merdivenler, piknik alanları, yürüyüş yolları, sahra tuvaletleri ve tabelaları ile düzenli hale getirilmiş. Parkın en ilgi çeken tarafı, özel kesilmiş gibi duran kayalara tırmanışı yapmak. Parkın içindeki en kısa parkurlardan birini yürüyerek ve küçük bir kayaya çıkıp fotoğraf çekerek turu tamamladık.
Krasnoyarsk’dan ikinci günün akşamı, Trans Sibirya trenine binmek üzere son hazırlıklarımızı yapmaya başladık. Bu zamana kadar onca aramalara yetkili kişilerle yapılan görüşmelere karşın Aeroflot firmasından ve kayıp bagajlarımızdan hiç ses çıkmadı. Trendeki ihtiyaçlarımızı karşılamak üzere büyük bir alışveriş merkezine gidip yedek kıyafetler, yemek malzemesi v.s. aldık. Beş gün boyunca bizi Vladivostok’a götürecek olan Trans Sibirya trenine binmek üzere, Krasnoyarsk tren istasyonuna gece 24.00 civarında geldik.
Moskova’dan gelecek olan trenimizi beklemeye başladık. Kalabalık tren istasyonunda , Moskova’dan gelen trenimiz gece karanlığının içinden tepesinde kocaman sarı bir ışık ve dev cüssesiyle çıkageldi. Tren, vagon görevlilerinin biletlerimizi kontrol etmesiyle birlikte hepimizi içine alıp yola devam etti.
![]()
TRANS SİBİRYA TREN YOLUNDA
Trene 2. Sınıf biletimizle 11. Nolu vagonuna binip bize ayrılan kompartımana 4 arkadaş yerleştik. Grubun diğer büyük bir kısmı ise, başka bir vagondaydı. Kompartımanda yatacağımız yerleri seçip, bize verilen eskimiş ama temiz yatak çarşaflarını serip yataklarımızı kurduk. Trenin beş günlük sürecek yolculuğunda tuvalet hariç banyo, duş yapacak özelliği yok. Sadece devamlı sıcak suyun akması bazı ihtiyaçları giderebiliyor. Öncelikle kendi yatağımız ve kişisel bölgelerimize ihtiyaç halinde kolaylıkla erişebileceğimiz araç gereçleri, okuma malzemelerini v.s. yerleştirip yataklarımızı kurmayı başardık. Alan dar olduğundan bu işleri bir kısmımız dışarı çıkıp bekleyerek nöbetleşe yapmak gerekiyor. Gece ilerliyor ve tren sallantılı bir şekilde hızla yola devam ediyor. Trenin sallantısı önce uyumayı zorlaştırdıysa da sonra alıştık ve sonraları daha fazla uyumaya başladık.
Vagon görevlisi sevimli bir Rus kondüktör. Elinde bez ile devamlı yerleri temizliyor. Tuvaletleri temiz tutuyor. Vagonun içinde çocuklu aileler var. Birkaç tane çocuk olmasına karşılık çok fazla ses yok. Sakin bir şekilde yola çıkıyoruz.
Trende geçireceğimiz beş gün var. Tren kuzey Doğu’ya doğru çıkıyor. Ve saat dilimleri de değişiyor. Her gün saatleri bir saat ileriye alıyoruz. Vücut saatinin yavaş yavaş uyum sağlaması da kolay olacak. Hergün saatleri ileriye alarak İstanbul ile saat farkı yedi saate çıkıyor.
İkinci sınıf vagonumuzda, gece bindiğimizde görevli olan memurun yerini gündüz görevlisi başka bir memur aldı. Her vagonda görevli memurlar vagonlara kendi evleri gibi bakıyorlar. Sabah uyanmadan koridor, tuvalet tüm vagon temizliği yapılıyor. Temizlik sadece sabah değil akşam geç zamanda da yerler siliniyor. Gün ortalarında trenin koridor perdeleri düzeltilip camların, kapıların el izleri temizleniyor. Koridorlarda rahatlıkla terlikle dolaşılıyor. Gündüz görevlimiz gece görevlisine göre daha sert ve disiplinli yüzü pek gülmüyor. Vagon görevlimizi denetleyen muhteşem ikili olarak ad taktığımız iri kıyım kadın denetçiler de var. Gelip vagonları kontrol edip, arada seslerini yükseltip hışımla gidiyorlar. Yanlarına yaklaşmak pek fazla mümkün değil. Çelik disiplin altındalar. Bu disipline karşılık trenin eski vagonları artık rahatsız edici durumda. Tuvaletlerin kullanışlı olmasına karşılık delik deşik olmuş demirleri, sifonlarının bozulması ve suları taşırması, musluklardan yarım yamalak akan suların bir işe yaramaması, görevlileri güç durumda bırakıyor, başka vagonlardaki tuvaletlerin kullanılmasına da kaba bir şekilde bağırarak karşı çıkıyorlar. Bunun için tuvaletlere ikaz yazıları koyuyorlar yada telefonlarına Türkçe yazılım yüklenmiş sesli ikazı bize gösteriyorlar. Ancak sorun çabuk çözümleniyor. Bozuk tuvalet sifonu tamir edilip gün içinde kullanıma açılıyor. Trende devamlı sıcak su sağlayan oldukça eski ancak işlevini kaybetmemiş devasa bir aygıt çalışır durumda. Böylece kolay kolay bu makinelerin kullanım dışı edilmediği anlaşılıyor.
Trende sabah kahvaltımız yanımızda getirdiğimiz yiyeceklerle yapıyoruz. Tren biletine yemek dahil değil. Trende yemek hizmeti sağlayan sadece restorant kısmı var. Bilete dahil olmayan restorantta istediğiniz şekilde yemek yemek ve içki içmek mümkün. Yanımızda getirdiğimiz yemekler çoğunlukla balık konservesi olduğundan her öğün balık konserve ve votka bizim için artık vazgeçilmez oldu. Diğer yandan Sibirya doğasında balık temel gıdalardan biri bu nedenle de hem her büfede hem de trenin durduğu istasyonlarda satıcı kadınlarda kurutulmuş ringa , füme somon balıkları, taze balık yumurtaları da satın aldığımız diğer balık çeşitleri oldu. Balığın dışında, mantıya benzeyen büyük hamurlar, pişi gibi kızartılmış içi sosisli hamurlar , domates, salatalık, haşlanmış yumurta da yiyecek olarak satılıyor.
Trende kompartımanın tam ortasında trenin hangi istasyonda ne kadar duracağını gösteren bir tablo asılıyor. Bu tablo Moskova saatine göre düzenlenmiş. Gidip gelip acaba hangi istasyonda ne zaman duracak diyerek artık bu tabloyu ezberler hale geldik. Çünkü trenin durduğu bazı istasyonlar inip biraz temiz hava almak, bacaklarını ayaklarını hareket ettirmek , yürümek ve etrafı görmek için bir fırsat durumunda. Tren bazı istasyonlarda 15 dk. Bazısında 30 dk. Ana istasyonlarda ise 1 saat kadar beklediği oluyor. Vagon görevlimiz tren durunca vagonun başında duruyor ve bizi 5 dk önceden ikaz edip binmemizi istiyor. Çok fazla samimi olmuyorlar. Bazen resim çekilmesine de karşılar. Bir şekilde kendimi hapiste gibi hissetmeye başlıyorum. Trenden uzaklaşmak etrafa bakıp fotoğraf çekip oyalanmak riskli , tren hiç düdük çalmadan birden hareket edip gidiveriyor. Bu yüzden gruptaki diğer arkadaşlarımızdan dört kişi indikleri tren istasyonunda treni kaçırdılar ve 100 km uzaktaki istasyonda duracak olan trene yetişmek için bir taksi tutup gelmek zorunda kaldılar. Tren molalarının en sonuncusunu Vladivostok’a gitmeden önce durduğumuz istasyon oldu. 70 dk. lık bir mola ile hepimiz trenden fırlayıp votka ve füme balık almaya koştuk.
Trans Sibirya treni Sibirya’nın Tayga ormanlarından oluşan doğasında yol alarak ilerliyor. Arada köye benzeyen küçük yerleşimleri , pencereleri renkli tahtalarla işlenmiş, etrafı çitlerle çevrilmiş , içinde kış için kesilmiş odunları olan bahçeleri ile ahşap evleri görüyoruz. Geçtiğimiz bu tahta perdeli köylerin bir de rengarenk plastik çiçeklerle dolu mezarlıkları var. Tren kuzeye doğru ilerledikçe nehirler bölgesinden geçmeye başladık. Sibirya coğrafyasında ilerlerken havanın serin olması da rahatlatıcı oluyor. Gecenin bir türlü gelmemesi, sabah çok erken güneşin doğuşu bu coğrafyayı daha iyi tanımamızı sağlıyor. Kuzeye doğru çıktıkça serin günler bazen yağmurla daha da serin olabiliyor.
Vagonumuzda Ruslar ve farklı milletlerden insanlar da var. Çocuklu ailelerin yanısıra konuşmak isteyen meraklı kişiler de var. Onlarla uzunca sohbet ediyoruz. Çocuklar özellikle çok şirinler, yaramaz ve şımarık olmaktan uzak kendilerini trenin uzun günlerinde oyalamaya çalışıyorlar. Bunlardan biri yan kompartımanda kalan Tatar yüzlü mısır püskülü sapsarı saçlarıyla küçük bir kız çocuğu. Çok çekingen değil ama anne ve babası devamlı uyardığı için yaklaşmıyor. Bir şekilde diyalog kuruyoruz. Fotoğrafının çekilmesi hoşuna gidiyor ve devamlı poz veriyor. Diğer taraftaki kompartımanda kalan küçük erkek çocukla oyun kuruyorlar kendi aralarında. Trenin durduğu bir istasyonda binen bir başka çocuklu ailenin ikiz çocukları ile çocuk nüfus artıyor. Oyun oynamalar ve koridordaki sesler de artıyor ancak neşeli seslerle canımız sıkılmıyor. Bayram için aldığımız çikolatalarımızı onlarla paylaşınca iyice buzlar eriyor. Çikolataları alırken sadece bir tane almaları ve ısrar ettiğimiz halde fazla almamaları dikkatimizden kaçmıyor. Bir ara kompartımanımızda bırakılmış çocuk kitaplarını da onlara verdiğimde biran sesler kesilip kendilerini kitaplara veriyorlar. Ortalık biran için sakinleşiyor. Kitapları yırtmadan kendi aralarında paylaşıyorlar. Tek tek inceleyip beğendiklerini alıp almadıklarını da başka bir yere koyuyorlar. Ancak kitaplarla geçen zaman bitip yeniden oyun oynamaya başladıklarında bu sefer başka bir eğlence ortaya çıkartıyorum. Eski kitaplardan kağıt uçak yapıp uçurmaca ….Böylece zaman biraz daha hızlanıyor.Trende geçirdiğimiz son günlere doğru geliyoruz. Vladivostok’a yaklaştıkça inenler artmaya başlıyor. Vladivotok’a birkaç durak öncesinde inen mısır püskülü sarı saçlarıyla inen küçük Tatar kızına el sallayıp hoşçakal diyorum. Babası izin verince o da bana el sallayıp iniyorlar.
Ertesi sabah ise Trans Sibirya tren yolculuğu bizim için sona eriyor. Beş gün süren bu uzun tren yolculuğunda, Sibirya’nın uçsuz bucaksız topraklarını geçtiğimize seviniyorum. Beş gün nasıl geçti derseniz, Sibirya’nın uçsuz bucaksız görünen doğasını takip ederek, gördüklerimi fotoğraflamaya çalışarak ve şanslı olarak vagonumuzda kalanların çoğu çocuklu ailelerin Sibirya’nın bir bölgesinden bir başkasına gidiyor olmaları ile onları daha yakından tanıma fırsatını bularak geçirdiğimi söyleyebilirim.
Trans Sibirya treninin son durağı olan Vladivostok’a sabah kapalı ve serin bir havada indik. Saat farkımız yedi saat olmuştu. Vladivostok tren istasyonu Moskova tren istasyonun aynısı olarak yapılmış , trene Moskova’dan binenler, inince şaşırıyorlarmış.
Kentin tarihsel önemine baktığımızda, bir sınır kenti olması nedeniyle Pasifiğe açılan bir kapı durumunda ve Rusya’nın deniz savaş filosu da burada bulunuyor. Rus denizaltılarının bulunduğu bu kentte, Bunlardan birini görmek için turistler için denizaltı gemisi müze haline getirilmiş. Diğer yandan Sovyetler rejimi döneminde daha fazla gözetim altında tutulmuş olması, casusluk teşkilatının burada daha fazla görev yapması, kentin diğer özelliklerinden. Rus edebiyatında daha çok siyasetçi kimliği ile öne çıkan ünlü isim, A.Soljenitsin , Sovyetler zamanında uzun yıllar sürgün yaşadıktan sonra ilk kez Rusya’ya Vladivostok limanında ayak basışını gösteren heykelinin de burada olması, burasının Rus siyaset tarihinde stratejik yerlerden biri olduğunu bir kez daha gösteriyor.
Vladivostok denize açılan tek kent olması nedeniyle İstanbul’daki boğazlara özenen Ruslar buradaki ada ile kıyı arasındaki geçide Bosphorus (Boğaziçi) , başka bir koya ise, Goldenhorn (Altınboynuz) adını vermişler. Kentin canlı kültürel hayatının olduğu pekçok opera,bale yada tiyatro, binasının olmasından belli oluyor. Öte yandan kentte turistik hareketlilik komşu ülkelerden gelenler sayesinde artmış , Vladivostok kıyısında deniz, plaj, eğlence hayatı yeşermeye başlamış. Bir sınır kenti olarak Sovyetler döneminde önemli olmasına karşılık artık farklı dünyalara açık hale gelmeye başlamış. Sınırlarların keskin çizgilerinin kaybolduğu bu kentte , direksiyonları sağdan ikinci el Japon arabalarına da rastlamak mümkün .
Nihayet otelimize geldiğimizde Aeorflot firmasından bavullarımızın getirileceği haberini aldık. Yolumuzun henüz yarısındaydık ve Japonya’ya geçmeden önce gelmesine de çok sevindik.
Çok güzel, teşekkürler. Devamını bekliyorum.
BeğenBeğen
Çok teşekkürler.
BeğenBeğen
Çok güzel, Hürriyet. Eline sağlık… Sayende yeniden yaşadım o güzelim macerayı…
BeğenLiked by 1 kişi
Çok teşekkürler Aydın.
BeğenBeğen
Elllerine sağlık Hürriyet. Harika bir yazı olmuş. Çok beğendim. Hiç bir detayı atlamamışsın. Japonya ve Kore bölümlerini sabırsızlıkla bekliyorum. Çok teşekkürler.
BeğenLiked by 1 kişi
Merhaba Erhan yorumların için çok teşekkürler. Bu güzel anıları birlikte oluşturduk her şey için çok teşekkürler.
BeğenBeğen