DOĞUNUN KALBİ ;İRAN 2

Persepolis; Perslerin Şehrine doğru …

Tarihin geçmiş sayfalarına baktığımızda, Anadolu’da yenilmez güçlü orduları ile Perslerin karşımıza çıktığını görürüz. savaşlarda Yunan yada Roma uygarlıklarını ele geçiren Pers askerlerini İstanbul Arkeoloji Müzesinde İskender’in lahti üzerinde başları örtülü ,pijama gibi pantolonları ile savaşırken tanırız.. Şimdiye kadar Pers uygarlığının gücüyle ilgili çok az şey bildiğimi itiraf ediyorum.. bununla birlikte İran’da Pers imparatorluğunun Persepolis şehrindeki gücünü ve zenginliğini anlamaya çalışınca bugün İran’ın kendisini bir Pers ülkesi olarak tanımlaması daha iyi anlaşılıyor..

İran’ın bir Pers ülkesi olduğunu geçmişin izlerine bakarak anlatmaya çalışalım..İran ile Persia dediğimizde aynı ülkeyi ifade ederiz. İran’ın güneyinde bulunan Fars eyaletindeki çok etkileyici bir arkeolojik şehir olan Persepolis, İran’a Pers kimliğini kazandırmıştır.  Buraya yerleşen halklara da  Persler denilmiştir.

  İran’ın bir Pers ülkesi olarak tanınması, bilinmesi islamiyetle birlikte de korunmuştur..son dönemde devrilen İran şahı Rıza Pehlevi döneminde de ısrarla üzerinde durulan bir kimlik olmuş, İran’ın Pers kimliğini dünyaya tanıtmak hedeflenmiştir. Bu amaçla Pers imparatorluğunun kuruluşunun 2500. Yılı kutlamaları yapılmış. Persepolis kenti, büyük bir çadır kente dönüştürülmüştür. Çadır kent,  beş köşeli yıldız şeklinde yapılarak, yıldızın her kolu, Avrupa, Asya, Amerika gibi kıtaları temsil ettiği belirtiliyordu.. Bu kutlamalar için hiçbir masraftan kaçınmayan Şah, beş yıldızlı bir konfor sağlamıştı. Dünyanın her tarafından gelen konuklar arasında 60 ülkenin. Lideri , kralı, üst düzey yöneticileri ağırlanmıştı. Yemekler ise doğrudan Paris’ten uçakla getirilmişti.

  Perslik kimliğinin İranlılar için bu denli önemli olması bizi, Persepolis kentine doğru götürdü.. Şiraz’ın 60 km dışında kalan bu kutsal tören şehrine, İranlılar, Taht-ı Cemşid (Cemşid’in tahtı) adını vermişlerdir.. İranlılar da bu yerleşimin İranlılara ait olmasını istedikleri için bir İran kahramanı olan ve Şehname’de adı geçen efsanevi Cemşid’in tahtı olması gerektiğini düşünmüşler..

   Kendilerine Pers diyen , Persepolise de Persiya diyen Akamenidler, ilk Pers imparatorluğu olarak karşımıza çıkarlar. Zerdüştlük inancına bağlı olan imparatorluk, hükümdarın  tanrının yeryüzündeki vekili olduğunu kabul eder.   Zerdüştlükte, tanrı Ahura Mazda,  sadece evreni yaratmakla kalmayıp hükümdarlarını da seçiyordu. İmparatorluğun ilk kurucusu Kirostur. Kiros ve Pers imparatorluğu, Anadolu’da batıya kadar uzanıp Lidya’yı, ardından Likya’yı, Karya’yı ve Küçük Asya’da bazı Yunan şehirlerini topraklarına katmıştır. Kiros, Pasargat’da yerleşmiş buradan imparatorluğu idare etmiş..Pasargat, Persepolis inşa edildikten sonra bile önemini korumuş.. Kiros öldükten sonra onun adına Pasargat’da bir anıt yapılmıştır.

    Kirostan sonra ise Pers imparatorluğunda daha popüler olarak bilinen Darius gelir. Darius, Pers imparatorluğunu güçlü hale getirmiş ve Pasargat’dan 30 km uzaklıktaki Persepolis’i yapmaya başlamış, inşa süreci 150 yıl gibi bir zamanda bitmekle beraber , onun zamanında büyük ölçüde tamamlanmıştır. Persepolisin  bir  tören alanı, bir kült merkezi  olarak yapıldığı tahmin edilmekle birlikte ,  Akamenidlerin şimdiye kadar eşi benzeri olmayan güç ve zenginliğin temsil edildiği bir yer olarak  bilinmektedir..özel dini törenlerin yapılıp yapılmadığı ise,  sarayın girişindeki  rölyeflerde hediye sunan uyruklarından tahmin edilmektedir..Darius, özellikle Nevruz törenlerinin daha büyük ve ihtişamlı bir yerde düzenlenmesi için burayı inşa ettirmeye karar verdiği belirlenmiştir..

  Persepolis kentinin girişinin oldukça görkemli bir şekilde yapıldığı Mısır piramidlerinden esinlenerek Darius’un etkileyici bir giriş yaptığını görürüz..

  Persepolis antik kenti, Rahmet dağı (Kuh-i Rahmet)isimli bir tepeye arkasını yaslamıştır. Kent, devasa basamaklardan çıkılarak büyük bir taraça üzerine oturmuştur.  Buraya  birbirine simetrik iki merdivenli bir yoldan girilmektedir.  Bu merdivenlerin birinden İranlılar , diğer tarafından ise, imparatorluğun hakimiyeti altındaki diğer milletler çıkıyormuş.. merdiven basamakları , kentin en az zarar görmüş sağlam ve özgün halde kalan bölümünü oluşturuyor.. Bunlar  L şeklindedir.. basamak yükseklikleri çok iyi bir şekilde ayarlanmış olup, önemli ziyaretçiler kalabalık ve bir kortej halinde saraya geldiklerinde belli bir düzen içinde yürümeleri için basamakların bu şekilde yapıldığı rivayet olunuyor..ayrıca törene gelen yaşlı insanların da merdivenleri rahat çıkması için böyle alçak yapıldıkları zannedilmektedir.. Merdivenlerin üzerine çıkıldığında kapıdan geçmeden önce trompetçilerin bulunduğu avluya çıkılıyordu. Önemli ziyaretçilerin buraya gelişi borular çalınarak duyuruluyordu. Yukarıya çıkınca  Taraçanın iki tarafında Asur tarzında yapılmış insan kafalı ve kanatlı çok büyük boğaları görürsünüz. Boğa sembolü , Hükümdarı ve hükümdarın gücünü temsil ettiği gibi, refah ve bolluğu da temsil ediyor.. Burada  dört sütunla desteklenen  ‘bütün ülkeler’ kapısı vardır. kapının yanında bir sütunun üzerine yerleştirilmiş çift başlı , aslan gövdeli ve heybetli bir kartal heykeli vardır. Bu kartal için İranlılar hiç dinlenmeden ve yere inmeden çok yükseklerde uçan efsanevi ve uğurlu kuşları Homa olduğuna inanırlar..heykel, Homa kuşu heykeli olarak adlandırılmıştır. Hüma Kuşu da denilen bu kartal, devlet kuşu yada mutluluk kuşu olarak da bilinir.. Kapıdan geçtikten sonra Sağ tarafta ise Apadana sarayı bulunmaktadır. Sarayın bin kadar insanı aldığı tahmin edilmektedir. Apadana sarayı, Kral Darius’un halkı huzuruna kabul ettiği , gümüş ve altın işlemelerle süslüymüş..

   Saraya kuzey ve güneyden    merdivenlerle girilmektedir. Bu merdivenlerin iki yanında kabartma şeklinde rölyefler yapılmıştır. Kabartma rölyeflerde İmparatorluğun hakimiyeti altındaki 23 milletin temsilcilerinin ve bu temsilcilerin hükümdara getirdiği hediyeler ve burada yapılan törenler ayrıntılı olarak anlatılır.

  Bu tören alanına dönemin uygarlıkları olan, Susa, Babil ve Ekbatan şehir devletlerinden gelen ziyaretçiler , şimdi Nevruz kutlamaları ile aynı zamana rastlayan Noruz isimli dönemde krala çeşitli hediyeler getirmişlerdir. Krala saygılarını sunmuşlar.

 Bu merdivenleri üç bölümde incelemek gerekir. kuzeydeki panel, Perslerin ve Medlerin saraya kabul edilmelerini gösterir. Güneydeki panelde ise başka milletlerin saraya kabulleri anlatılmıştır. Ortadaki merdivenlerin Kuzey ucundan başlayarak kuzeye doğru giden basamaklarda Nevruz kabulü anlatılmaktadır.

   Saraya gelen her heyetin Perslerden ve medlerden oluşan teşrifatçıları varmış.. Bunlar persler (tüy Başlıklıdır) ve Medler (Yuvarlak takkelidir). Heyetler birbirilerinden servi ağaçları ve 12 yapraklı çiçeklerle ayrılmış. Ortadoğu ve Kuzey Afrikadan gelmiş çeşitli milletlerin , devletlerin ve toplulukların temsilcileri ikişerli sıra halinde yukarı doğru yürümektedirler. İmparatorlukta yaşayan çeşitli milletlerin farklı giyimleri, saç stilleri ve kültürleri bu sunum sırasında görünmektedir. Bu rölyefler o dönemin en önemli arşividir. bize  buradaki hayatı, törenleri gözler önüne sermektedir. Rölyeflerde buraya hediyeleri ile gelen imparatorluğun dört biryanından gelen ziyaretçilerin kendi özgün kıyafetlerini görmemizi sağladıkları gibi hükümdarın da ince ayrıntılı tasvir edildiğini görürüz. hükümdarın emperyal gücü ile  kutsal düzende manevi  önemi tasvir edilmiştir.

 Persepoliste gördüğümüz rölyeflerde hükümdarın Zerdüşt inancına bağlı olarak anlatıldığını görürüz. Ahura Mazda’nın bağışladığı üstün nitelikleri sayesinde hükümdar , düzeni ve adaleti temsil eder. Hükümdarın özünde, adil ödüllendirme ve cezalandırma vardır. Fiziksel olarak ise, rölyeflerde avcı, okçu, mızrakçı ve binici şeklinde tasvir edilir. Rölyeflerdeki Ahamenişler de Ahura mazda olduğu tahmin edilen kanatlı disk figürüyle birlikte anlatılırlar. Hükümdarlar Zerdüşt ritüelinin temel unsuru olan ateş sunağının önünde Ahura mazda’dan yüzük veya tacı aldıkları gösterilir. Yine rölyeflerde hükümdarların  tahtta otururken, tören alayından haraç /hediye alırken , yaylar ve atlarla, aslanlarla dövüşürken tasvir edildiklerini görürüz. Ahura Mazda’nın evrene hakim olması gibi hükümdarın doğa üstündeki egemenliği bir avcı şeklinde tasvir edilmiştir.

  Persepoliste gördüğümüz dikkat çekici bir başka Rölyef de, bir aslanın bir boğaya saldırmasıdır. Aslan Boğaya arkadan saldırmaktadır. Bunun sembolik anlamının, eski yılın tüm kötülükleriyle birlikte bir an önce gitmesini ve yeni yılın yani Nevruzun bir an önce gelmesini anlatmaktadır. Aslanın boğayı öldürmesi nevruza denk gelmektedir. Palmiye ve Servi ağaçları ise ölümsüzlüğü ve ebedi cömertliği temsil etmektedir.

  Rölyeflerde dışardan gelen milletlerin ellerinde taşıdığı hediyelerin neler olduğuna bazı örnekler verebiliriz…Örneğin,  Kapodokyalılar, omuzdan düğmeli cübbeler giymektedir. Şapkaları Ermeniler ve Sartiyalılar gibidir. Hediye olarak katlanmış, cübbeler ve pantolonlar ile bir at getirmektedirler.. Babilliler, konik şeklinde ve uzun püsküllü kepler giymekte, hörgüçlü deve , örme püsküllü kumaşlar ve kaplar getiriyorlardı..ve daha pekçok milletin elinde hediyeler ile kortejler halinde törende olduklarını görüyoruz..

  Persepolis şehri bu büyük zenginliklerin gücün şehri,  Mekadonyalı büyük İskender tarafından ele geçirilir. İskender ,  Zerdüştlüğü yasaklar bütün Avesta kitaplarını toplar yaktırır.  Ancak iskender’in de buradaki iktidarı sadece yedi yıl sürer. İlk Pers imparatorluğu Akamenidlerin yıkılmasının ardından kurulan Sasaniler de yine büyük ve zengin bir imparatorluk kurarlar. Sasanileri ise yıkıma uğratanlar, Araplar olur. Müslüman Arap iktidarı kurulur ancak yine de ilk Pers imparatorluğu Akamenidlerin bürokratik modeli , hükümdarlık kavramı devam etmiştir.

 Tarihin peşinde ilerlerken, Akamenid hükümdarlarının gömüldüğü muhteşem kaya mezarları ve üzerindeki kabartma rölyefleri de görmeden geçemeyiz..  Persopolisten biraz uzaklaşınca  Akamenid hükümdarı büyük Darius ve diğer hükümdarlardan  II. Darius, I. Artakserkses, ve Kserkses ‘e ait   mezarlarının kayalara gömülü olduğu Nakş-ı Rüstemdeyiz. Bu kayalara Rüstem denilmesinin nedeni, yine Şehname’deki kahraman Rüstemden geliyor. Kaya mezarları sadece Likya uygarlığında görülmeyip  burada da ortaya çıktılar.. Mezarlar yüksek kayalara oyulmuş bir haç şeklinde duruyorlar. Buna İran haçı deniliyormuş.. Haçın tam ortasında mezar girişi bulunuyor. Bu girişin ötesinde mezar odası var..Mezarların girişi çok yüksekte bu nedenle oraya çıkmak mümkün olamıyor..Mezarların altında ise, Sasanilere ait yedi tane kabartma resim bulunuyor.. Sasani Hükümdarları Akamenidlerin devamı olduklarına dair bir inanış oluşturmak için  bunları Akamenid hükümdarlarının mezarlarına yapmışlar.. Nakş-i Rüstem de Persepolis gibi Sasanilerin Nevruz törenlerinin  ve kutlamaların  alanı olmuş..

  Kaya mezarlarının önünde ise Kabe-i Zerdüşt denilen eski bir Zerdüşt tapınağı olduğu zannedilen bir yapı duruyor.. bu yapının dört bir tarafında penceresi var. İçinde ateş yanınca ateşin ışığı mezarları aydınlattığı söyleniyor..

  Pasargat ise, Persepolis gibi Unesco dünya Miras listesine girmiştir. Burada  eski İran bahçeleri de bulunuyormuş.. Tam karşımızda imparatorluğunun kurucusu olan Kiros’un mezarıyla karşılaşıyoruz. Bu da bir Likya lahidine benzer şekilde tanıdık geliyor. Likyalılardan etkilenmiş olabileceklerini düşünüyorum.. Burası daha sonra gelen Araplar tarafından Süleyman peygamberin annesinin mezarı olarak rivayet edilmesine karşılık Kiros’un mezarı olduğu  kabul edilmektedir.

Kaynaklar:

Rehber; Penbe özdemir, 1001 İstanbul Tur

İran rehberi, Nazlı Elmi

Zafer bozkaya- İran gezi rehberi

Fazlı Bulut- İran:Gül,Bülbül  ve Şiir Ülkesi.

Michael Awworthy- İran: Aklın imparatorluğu, Zerdüştden günümüze iran tarihi.

V.V.barthold- İran tarihi Coğrafyası.

Lonely Planet-İran

Yorum bırakın