Hacıların şehri Meshed’den Tebriz’e , İpekyoluna doğru…
Tahran havaalanından İran hava yolları ile Meshed’e gidiyoruz.. önce kadınların ve erkeklerin ayrı bölümlerde aranması ile yolculuğumuz başlıyor.. güvenlik memurları rahat sakin bir arama içindeler..kadınlar çantaları ortayerde bırakıp kabinlere aranmaya gidiyorlar..genel olarak birbirine güven havasını görüyorum..herzaman olduğu gibi başı açık bir kadına rastlamıyoruz..ancak şık giyimli İranlı hanımlar başlarını hafif örtüyorlar .. yine kız çocuğu olan bir aileye gözüm takılıyor..kızlarının ergen yaşta olmasına karşılık başına pembe bere şeklinde örtü takmışlar… örtüyü zorunlu olarak takmak ile herzaman başını açabileceğini düşünerek takmanın başka şeyler olduğunu düşünüyorum..zorunluluk insanı daha fazla yoruyor.. buna karşı neler yapılabileceği düşünülmeye başlanıyor kendine göre farklı örtünme pratiklerini geliştiriyorlar..
Meshed’e akşam saatlerinde indik.. buraya gelen çoğu ziyaretçinin Türbe ziyaretleri ile ilgili oldukları anlaşılıyor..bunlar arasında özellikle de yeni evlenmiş çiftlerin yeni hayatlarına bu türbeyi ziyaret ederek başlamaları İran’da bir gelenekmiş..
Meshed şehri, kutsal şehirler arasında en önemli yeri alıyor.. çünkü burada daha önce söylediğimiz Sünni ve Şii çatışmasında öldürülen imam Rızanın türbesi bulunuyor.. Şiilik tarihinde çok önemli bir yere sahip olan İmam Rıza’nın burada türbesinin bulunması ile Meshed, kutsal kentler arasında çok önemli bir yere sahip oluyor..burası, müslümanların kutsal Mekke’sinden sonra ikinci kutsal yer oluyormuş..Meshed’e gelenler de hacı oluyorlarmış..
Meshed’in Şii inancının kutsal bir merkezi haline gelmesi , Safevi imparatorluğunun Şiiliği devletin resmi dini olarak kabul etmesiyle olmuş…burada daha öncesinde Abbasiler tarafından öldürülen Şii imam Rıza’nın kabri bulunuyormuş zamanla kabrin etrafına ziyaret ve türbe yapılmış.. asıl türbe haline gelmesi 15. Yüzyılda Selçukluların buraya gelmeleri ile başlıyor..Timur’un oğlu Şahruh’un karısı Gevherşad türbeye büyük bir saygı göstererek burayı genişletip bir de kendi adına camii yaptırmış.. Safeviler gelince de burası kutsal bir yerleşim olarak kabul edilmiş . Meshed doruk noktasına Nadir Şah döneminde erişiyor.. Nadir şah ise, şiilerin kutsal merkezini , Irak’taki Kerbela şehrinden alarak Meshed’e getiriyor.. Kerbela’nın Osmanlı imparatorluğu’nun hakimiyeti altına girmesiyle İmam Rıza’nın mezarı her yıl 100.000 kişinin ziyaret ettiği kutsal yer olarak öne çıkıyor..bundan sonra da Meshed kutsallığın merkezi oluyor..1928’de bu kutsal yerin alanı 180 metre genişlikte iken 1979 devrimi ile burası 320 metreye çıkartılmış…islam cumhuriyeti boyunca da en büyük mimari yapılar ortaya çıkmış.. sürekli genişleyerek büyük bir yerleşkeye dönüşmüş..içinde müzeler, camiiler, kitabevleri, postahane ,içiçe geçen avlular gibi birbiriyle bağlantılı yapılar bulunuyor.. Türbenin kapladığı alan itibariyle dünyanın en büyük, insan kapasitesi olarak da dünyanın ikinci büyük mescidi ve türbesiymiş..
Akşam Meshed’e inip otelimize geçtiğimizde İmam Rıza’nın kutsal türbesini ziyaret etmek için oldukça geç bir saat olması nedeniyle türbeyi ertesi akşam ziyaret etmenin çok daha iyi olacağını düşündük.. Ertesi gün sabahtan Meshed’e 130 km uzaklıktaki Nişabur kentine gitmeyi planlıyoruz..
Nişabur , Abbasilerden Moğol istilasının kenti yakıp yıkmasına kadar geçen dönemde, islam dünyasının entelektüel seviyesi oldukça yüksek bilim, kültür ve ticaret merkezlerinden biri olmuş..ayrıca Anadolu ve Akdeniz’i, Çin’e bağlayan ipek yolu üzerinde bulunduğu için de şehrin refah düzeyi oldukça yüksekmiş..şehir yüksek bir kültür seviyesine ve zenginliğe sahip olması nedeniyle burada pekçok düşünürün felsefecinin ortaya çıkmasını sağlamış..bunlar arasında özellikle ziyaret etmek istediğimiz tasavvufla ilgili düşünceleriyle bilinen Feridüddin Attar ile Matematik ve Astronomi alanında önemli çalışmaları olan ama bizim daha çok onu şiirleri ile tanıdığımız Ömer Hayyam’ın mezarları olacak..
İran’a yolculuğumuzda en çok ilgimi çeken konulardan biri de, tasavvuf düşüncesinin izlerini sürmekti..bu nedenle Feridüddin Attar’ın mezarı bizi tasavvufa bağlayan bir bağ oldu..


İran’da tasavvuf ile fikirler, dönemin sınıf ayrılıklarına, seçkinci düşüncelere, ayrıcalıklı olma anlayışlarına karşı ortaya çıkmış.. Tasavvuf düşüncesinde, ahlaki üstünlük düşünceleri, manevi yücelikler , nefis ile kötülüklerle mücadele temeline dayanan bazı kurallar benimsenmeye başlanıyor.. bunlara göre bu yolun daha başlarında bile bulunan kişi belirli birtakım ibadetleri düzenli olarak yaptığında en yüce makamlara yükselebilmekteydi..bütün bu yolculuğun hedefi ise gerçeğe marifete erişmekti..
Tasavvuf düşüncesinin ilk şekillerini ortaya koyan Feridüddin Attar, Mantıku’t- Tayr kitabında kuşları sembol alarak Vahdet-i Vücud’u yani Allah’a ulaşmayı anlatır.. anlattığı Simorg kuşunun hikayesinde çok şey saklıdır..Si Farsça’da otuz demek, Murg ise, kuş demektir.. Simurg , otuz kuş demektir.. Otuz kuşun Simurg’e yaptığı yolculuk , olgunluğa erişmek için insanın geçirdiği sıkıntılı yedi aşamadan geçerek sonunda Allah katına erişmesi, bir başka deyişle insanın olgunlaşması , ergin insan haline gelmesidir..
Attar’ın kitabında hikaye şöyle anlatılır.. binlerce kuş toplanıyor ve bizim de bir öncüye ihtiyacımız var diyorlar..Hudhud kuşu Hz Süleymanla birlikte gezdiği için çok fazla şey bildiğinden ona soruyorlar…Hudhud kuşu Kaf dağlarının arkasında Simurg diye bir kuş var ona gidelim kuşların hepsi ondan doğduğu için onu öncümüz yapalım diyor..kuşlar önce Simurg’e gitmekte tereddüt ediyorlar ve sürekli bahaneler öne sürüyorlar. Ancak yavaş yavaş Simurg’e gitmeyi kabul etmeye başlıyorlar. Simurg’a gitmek için yola çıkan binlerce kuştan sadece otuz tanesi tehlikelerle dolu yedi şehri geçiyor.. bu otuz kuş tehlikeli yolları aşıp geldiğinde canları çıkmış bedenleri yorgun, bezgin bir halde Simurg’un sarayına ulaşıyorlar.. Karşılarına çıkan görevliye , çok uzun bir yoldan geldiklerini ve Simurg’u görmek ve kendilerine padişah yapmak istediklerini söylüyorlar..Görevli, kuşların herbirinin önüne bir kağıt koyuyor , kağıtlarda kuşların başından geçen olaylar bütün detayları ile anlatıldığından kuşlar bu duruma çok şaşırıyorlar.. sonra Simurg ortaya çıkıyor.. kuşlar Simurg’u görünce daha da şaşırıyorlar.. çünkü her kuş Simurg’de kendisini görüyor.. Yada başka bir ifadeyle Simurg otuz kuşun hem herbiri hem de hiçbiri oluyor. Attar’ın Mantıku’t-Tayr kitabında, Simorg,‘Allah’ı yada‘insan-ı Kamil’i’ simgeler..kuşların hükümdarı olarak kabul edilir.. Simorg, Tasavvuf metinlerinde de simgesel bir yaratık olarak ‘İnsan-ı Kamil:ergin insan’ yada Allah’ın zatını temsil eder..
Attar’ın tasavvuf düşüncesinden etkilenen Mevlana ise kendi yolculuğunda daha yolun başında olduğunu şu şözlerle söyler.. ‘..Attar aşkın yedi şehrini gezmişken biz ilk sokağın ilk dönemecindeyiz’…
Attar’ın mezar anıtına bakınca bir kuş simgesinin olduğunu görürüz. bu kuşun kanatları üzerinde de mavi binlerce kuş gizlidir.. Türbesi ise, türkçe şiirleri ile bilinen Ali Şir Nevai tarafından yapılmış..Türbesi de Attar’ın alçakgönüllüğünü ifade eden bir şekilde yapılmış..türbeye normal zeminden birkaç basamak aşağıda giriliyor. Attar’ın mezarı bizi tasavvuf dünyasının içine uzaktan da olsa bakmamıza olanak verdi..az ilerdeki Ömer Hayyam’ın mezarı ise bizi daha farklı bir dünyaya soktu..
Hayyam’ı ise, daha çok, yazdığı Rubai tarzındaki şiirleri ile tanırız.. Rubai Arapça dörtlük anlamına gelir.. Gündelik hayatla ilgili şiirlerdir. Hayyam da rubailerinde haksızlığı, tutuculuğu, ikiyüzlülüğü , taassubu , bağnazlığı eleştirmiştir.. ancak şiirlerinde hayatın güzelliğinden özellikle şarabın faydalarından bahseder..hayattan mümkün olduğunca zevk alınmasından yana şiirler yazmıştır.. Hayyam’ın asıl önemi ise, 11. Yüzyıl islam dünyasında Matematik ve Astronomi alanında dünyanın güneş etrafındaki döngüsünü hesaplamasıyla ortaya çıkar.. yaptığı hesaplamalar ile güneş takvimini ortaya çıkarır.. Bu takvime göre bir yılın hesaplanması, Gregoryan takviminden daha hassas ve doğru olarak yapılmıştır..Hayyam’ın bu takvimine Celali takvimi denir.. bu ad, takvimin yapılmasını isteyen Selçuklu sultanı Sultan Melikşah’ın isimlerinden biri olan Celaleddin isminden alınmış.. Güneş takvimi 20. Yüzyılın başına kadar İran’da kullanılıyormuş..
Hayyam’ın anıt mezarı büyük bir alan içinde 10 tane ayağı olan ters dönmüş bir şarap kadehine benzemektedir. Anıt mezarın mimarı ise Mimar Huşeng Seyhun tarafından yapılmış.


Nişabur’da Ömer Hayyam’ın anıt mezarından ayrılıp Firuze dünyasının içine giriyoruz..Nişabur’da dünyanın en kaliteli mavi Firuze taşının çıkarıldığını öğreniyoruz.. ticari değerini de bugüne kadar korumaktaymış.. buradan çıkarılan Firuze taşları ile bir zamanlar İran saraylarının kubbe kaplamaları da yapılıyormuş ayrıca camilerin minarelerinde de sıklıkla kullanılan mavi rengin nereden geldiğini de anlamış olduk..Firuze taşını ilk kez Selçuklular keşfetmiş ve başka yerlere götürülmesinde de öncü olmuşlar…Firuzenin koyu mavi rengi yeryüzündeki cenneti simgeliyormuş..savaşlarda da savaşanların yanlarında Firuze taşı taşırlarsa savaşı kazanacaklarına inanıyorlarmış.. bu nedenle Firuze taşının bir diğer ismi de zafer taşıymış..ayrıca halk arasında da pekçok şeye iyi geldiğine dair inancın oluştuğu da söyleniyor..çocuğu olmayanlara, şifa isteyenlere de iyi geleceği düşünülüyor..Firuzenin rengi mavi görünmesine karşılık , taşın içinde bulunan demir, alüminyum ve bakır elementlerinin hangisinin oranı daha fazla ise taşın renginin de ona göre değiştiği söyleniyor.. Firuze satan dükkanlarda taş işlenip mücevher olarak satılıyor..

Nişabur’dan ayrılıp yeniden Meshed’e dönüyoruz.. akşam İmam Rıza’nın türbesini ziyaret edeceğiz..
Akşam türbeye doğru giderken sokaklar siyah çadorlarını giymiş kadın ve erkek Şii hacı adayları ve hacılarla dolu .. daha çok kadınları kalabalık gruplar halinde görüyoruz.. sokaklarda hacı malzemelerini satan pekçok dükkan geceleyin ışıl ışıl parlıyor..sokak kalabalığının arasında ilerlerken üzerimizde siyah çador olmadığı için gelen geçenin dikkatini çekiyoruz..nihayet türbenin giriş kapısına geldik..kadınlar grubu olarak erkeklerden ayrılıp kontrol alanına giriyoruz..fotoğraf makinası yasak ,sadece yanımızda cep telefonlarımızı alıyoruz.. burada bize temiz naylon içindeki çadorlarımızı veriyorlar.. siyah çadorlarımızın acemisi olduğumuzdan üzerimizden kayıp gidiyor..çarşaf kadar büyük çadorları tekrar tekrar örtünüyoruz.. yas dünyasına uygun kapkara bir örtü içindeyiz.

İçeri girdikten sonra yerler halılarla kaplı ve tertemiz …ayakkabılarımızı naylon torbalara koyup türbeye doğru kalabalığın ardından ilerlemeye başlıyoruz..içerisi ayna sanatının incelikleri ile kaplanmış durumda aynalardan yansıyan ışıklar içinde gözlerimizi etraftan alamıyoruz..türbenin içindeki üst kısımların altın kaplama olduğunu öğreniyorum..buradaki kaplamaları, Nadir Şah Hindistan seferinde ele geçirdiği altınlarla yaptırmış .. ilerde türbenin önüne doğru gelmeye başlıyoruz..Türbenin üzerindeki örtü kafes şeklinde altın ipliklerle örülmüş… sürekli öpülmesi nedeniyle yıpranıp eskidiğinden değiştiriliyormuş..kadınlar ellerindeki dua kitaplarını okuyor..kimileri ise oturmuş kendinden geçmiş dua ediyorlar.. namaz kılanlar var..üstüste yığılmış kadın kalabalığı ise türbenin etrafını çevirmiş.. ellerini, yüzlerini türbeye sürmeye çalışıyorlar..isteklerinin gerçekleşmesi için dua ediyorlar..kalabalığın içine girmeden geçiyoruz..siyah çadorlu görevli kadınlar ellerinde dua kitaplarını dağıtıyorlar.. dua edip çıkanların kapının kenarını üç kez öptüklerini görüyoruz..namaz kılanların önünde namazlarının gelip geçenler tarafından bozulmaması için koydukları yuvarlak küçük kıble taşları duruyor.. dışarı çıkınca halıların üzerinde bir müddet oturup hızla akıp giden kalabalığı gözlemliyoruz.. yas tutmak ve ağlamak burada çok fazla görülen bir durum.. içinden geçenlerle yas ve gözyaşı birlikte ortaya çıkıyor.. başka bir tanesi de elinde bir kumaş yada suyu türbeye sürmeye çalışıyor..Türbenin altından yapılmış kubbesi gecenin karanlığında gözalıcı bir şekilde parlıyor..üzerinde hat sanatı ustalarından Ali Reza Abbasinin yaptığı Kur’andan sureler işlenmiş..


Türbeden çıkarak dışarıda çadorlarımızı teslim edip sokaklardaki siyah çadorlu kadın ve erkeklerin arasına karışıyoruz.. burada Türbenin ziyaretinin bitmesi sözkonusu değil, kutsal şehir sokaklarda da devam ediyor.. alışveriş, kalabalık, çeşitli hediyelik malzemeler, kokular hep bu kutsal mekanı hatırlatıyor..
Meshed’in kutsal havasını soluduktan sonra ..akşamın çöken karanlığında otelimize dönerken buranın şiiler için olduğu kadar bu kültüre yabancı bizler için de ne kadar önemli olduğunu ve gidilmesi görülmesi gereken kısaca yaşanması gereken bir yer olarak aklımızın bir köşesinde durması gerektiğini söyliyeyim..
Ertesi gün akşam Tebriz’e geçeceğiz..ancak uçağın kalkış saatine kadar görmeyi istediğimiz bir başka yer de İran’ın en büyük şairlerinden olan ve Şehname adıyla bilinen tarihi destanı yazmış Firdevsi’nin mezarıydı.. Firdevsi’nin mezarı, Meshed’den 24 km uzaklıkta Tus şehrinde bulunuyor..

Firdevsi 10. Yüzyılda yaşamış bir şair ancak halen İran edebiyatında çok önemli bir yere sahip bulunuyor..Firdevsi, kendi döneminde İran tarihine meraklı birisi olarak biliniyor.. bu dönemde Arap akınlarının İran coğrafyasında hakim olmasıyla başlayan siyasi ve kültürel baskılara karşı endişe duymaya başlıyor.. bir yandan da İranlı yöneticilerin acizliklerine karşı da isyan duyuyor…işte bu siyasi ortam içinde Firdevsi ünlü Şehname’yi yazıyor..
Şehname, ‘Şahların kitabı’ demekmiş..yaklaşık 35 yılda eserini bitiriyor.. Firdevsi, Şehname ile İran halkının İslamiyet öncesindeki eski İran değerleriyle bağının kopmasını önlemek ister..varolan bağların da alabildiğine güçlenmesinden yanadır.. milli duyguları yeniden canlandırıp, halka eski görkemli günlerini hatırlatmak ve bağımsızlığını kazanmaları için harekete geçirmeyi amaçlar..
Şehname’de bu amaçla , İran’ın milli hikayeleri, mitolojik kahramanları anlatılır.. mitoloji , kahramanlık anlatıları, tarih, efsane, hikaye, gerçekler hepsi içiçe geçmiştir.. Şehnamede anlatılan pekçok kahraman vardır.. ancak bunlar arasında en önemli kahraman Rüstemdir..yada diğer bildiğimiz adıyla Zaloğlu Rüstemdir.. İran’ın milli kahramanıdır..Firdevsi, Rüstem’i çoşkulu ifadelerle anlatır.. Rüstemi babası onu Elburz dağlarına bırakır..çünkü Rüstem farklı bir bebektir..bir albinodur.. Rüstem’i Simurg büyütür.. Simurg bilgin bir kuştur..Rüsteme tehlikede olduğu zaman yardım edebileceğini söyler… Rüstem’in kötülüklerle savaşı başlar ve yedi aşamadan geçen savaşı anlatılır.. Şehname, İran milletinin bir kültür ve medeniyet ansiklopedisi olarak tanımlanmıştır..
Firdevsi, Pehleviler döneminde milliyetçiliğin ön plana gelmesi nedeniyle önem kazanmış.. şiirleri öne çıkarılmış ve Pehleviler Firdevsi’ye görkemli bir Mezar anıt yapmışlar..Mezar anıtı beyaz bir mermerden yapılmış ve İran’ın ilk imparatorluğu olan Ahamenişlerin kurucusu Kiros’un Pasargat’daki mezarına benzer şekilde yapılmış..ayrıca mezarın üzerinde de yine Şehname’den bazı kısımlar bulunuyor.. Mezar anıtının yanında bir de müze bulunuyor..burada Firdevsi’nin gömülü olduğu mezarı bulunuyor..müzenin duvarlarında Şehname’nin anlatıldığı alçı kabartmadan panolar yapılmış..görsel duvar panosunda kahraman olan Rüstem’in nasıl doğduğu , onu büyüten Simurg kuşuyla olan beraberliği, devlerle, cadılarla ve pekçok kötülüklerle mücadelesi burada anlatılıyor…ancak buradan izlediklerimizle kalmayıp bize bilgi veren resmi görevlinin okuduğu şiirler hikayeyi daha iyi canlandırdı…Görevli, Şehname’deki kahraman Rüstem’in mağaranın içindeki devle savaşının anlatıldığı şiiri okudu..şiirde, Rüstem uyuyan devi öldürmek için onun uyandırır. Çünkü uyuyanla savaşılmaz.. şiiri okurken, Rüstemin devle savaşında onun devi nasıl öldürdüğünü, Hamasi tarz denilen insanları çoşturmayı hedefleyici bir şekilde okumaya başladı.. Şehname biran için sesli hale geldi…Görevlinin Rüstem’in kahramanlık hikayelerini okurken kullandığı bu Hamasi tarz aslında eskiden kahvehanelerde anlatılan hikayelerin canlandırılmasında kullanılırmış.. halen bu tür şiir okuma geleneğinin devam etmesi de İran’da şiire duyulan ilginin geleneklerin nasıl hala yaşadığını bize gösterdi..


Tus şehrinden İran’ın kültür hazinelerinden bir parça da olsa görmüş olmanın hazzını yaşayarak yeniden Meshed’e dönüyoruz..
Meshed’den yine İran havayolları ile yolculuk yapıp Tebriz’e gideceğiz..havaalanında ise Tebriz yolcularının Azerbeycanlılara benzediklerini görüyorum.. yanımızda oturan birçok kişi yarı Türkçe konuşuyor..biz onları anlamaya başladık. Tabii onlar da bizim konuştuklarımızı anlıyorlar..ve birazdan sohbet başlıyor.. Hoşgeldiniz..nereden geliyorsunuz..Tebriz güzeldir..ve daha pekçok şey yakınlık kurmak için yeterli oluyor.. Uçağın manken gibi hosteslerinde kahverengi pantolon ve üzerine uzun tunikleri, başlarına başı kapatan bir başörtüsü ile üzerinde hostes şapkası takmışlar.. hosteslerin adeta robota benzer duruşları var.. silikonlanmış dudaklar, gerilmiş yüzler hiçbir ifade vermiyorlar ..boylarının ise oldukça uzun olması da dikkatimi çekti..Uçağımız biraz geç kalkmasına ve Tebriz’e uzun bir yolculuk olmasına rağmen zamanında , rahat ve güvenli bir yolculuk yaptık..
Tebriz havaalanında yeni bir otobüsle kalacağımız otele gidiyoruz. İran’daki turist otobüslerinin ne kadar konforlu olacağını düşünmemişim. Adeta uçakla yarışıyorlar..turist transfer otobüsleri , tek kişilik koltukları, geniş rahat ve her türlü yayılmaya müsait.. ayrıca çölden geçiyor olsak bile , yolların da iyi yapılmış olması nedeniyle konforu arttırdığını söyleyelim..
Tebriz’e akşamın geç bir saatinde iniyoruz.. burada yaşayanların çoğu Azeri.. dilleri de Azeri Türkçesi oluyormuş..artık havaalanından beri konuşulanları birkaç kelime de olsa yakalayıp anlayabiliyoruz..burada derdimizi anlatacak soruları cevaplayacak olmamız bizi rahatlatıyor..ayrıca Türkiye’den gelen Türklere de ayrı bir sempatileri var..Türklerin de turist olarak sayıları burada daha fazla…
Tebriz İran’ın tarihinde önemli şehirlerden biri olmuş..burasının tarihte önemli bir üretim ve dokuma merkezi olması, İpekyolu ticaretinin buradan geçmesini sağlamış..buradan tüm dünyaya dokunan kumaşlar kervanlarla gitmiş..tarihten bu yana Tebriz, ticaretin merkezi olmuş.. ayrıca özellikle Türkiye açısından da önem taşıyan bir şehir.. Kafkasya üzerinden Rusya’dan gelen yol ile Trabzon üzerinden Türkiye ve batı Avrupa’dan gelen yolun Tebriz’de birleşmesi sayesinde buradan 10. Yüzyılda müslüman ülkelere Grek malları getiriliyormuş.. bunların büyük bir kısmı da Trabzon yolundan geliyormuş.. Tebriz ticaretin kavşak noktası olduğundan aynı zamanda farklı kültürlerin , inançların birarada yaşadığı kozmopolit bir şehir olmuş.. Nasturiler, Ermeniler, Yakubiler, Gürcüler ,İranlılar Müslümanlar hepsi birarada yaşayabiliyorlarmış..
Tebriz’in ticari açıdan önem taşıması aynı zamanda askeri açıdan da stratejik bir konumda bulunmasını sağlıyordu.. tarih boyunca 8. Yüzyıldan bu yana kurulan imparatorlukların başkenti olmuş ve Tebriz için mücadele edilmiş..Tebriz kentinin kurulması, Abbasiler dönemiyle başlıyor.. Moğollar, Karakoyunlular, Akkoyunlular, Safeviler ve Osmanlılarla devam etmiş..Osmanlılar Yavuz Sultan Selim’in yaptığı Çaldıran savaşından sonra şehri ele geçirmişler ve kısa bir süre ile Tebriz Osmanlıların idaresine geçmiş..ancak daha sonrasında Safeviler yeniden Tebriz’i almışlar Safevi hanedanlığından sonra ise, Kaçar hanedanlarına mensup şehzadelerin de burada büyüdüğü, Tebriz’in bir sancak şehri olarak kullandıkları biliniyor.. Tebriz tarihte pekçok mücadele geçirdiği için, 19. Yüzyılda meşrutiyet hareketinin de önemli kentlerinden biri olmuş..ayrıca Pehlevilere karşı yapılan mücadele de önsaflarda yerini almış..kısacası Tebriz aynı zamanda muhalefet hareketlerinin ortaya çıktığı bir kent olmuş..
Tebriz’deki ilk günümüz Cuma günü olduğundan bugün Tebriz’in ünlü kapalıçarşısı ve tüm esnaf kapalı ..ancak şehrin görmemiz gereken müze ve diğer anıtlarının açık olduğu şanslı bir gündeyiz.. sabahın erken saatlerinde görmeyi çok istediğimiz şairler mezarlığı ve şiir müzesine doğru yola çıkıyoruz..
Tebriz kentinin en önemli özelliği, bir şiir kenti olması..şairlerine ve onların şiirlerine verdikleri önem onlar için yaptıkları müzede cisimleşmiş.. daha önce de İranlıların Hafız’ın mezarında onun şiirlerini nasıl bir saygıyla okuduklarına tanık olurken bu saygıyı ve sevgiyi iyice hissetmiştik. Şimdi de bu şairler müzesinde aynı duyguları hissettik.. Şairler müzesinde 409’dan fazla şairin mezarı ve bir de şairler için yapılmakta olan bir anıt bulunuyor…henüz tamamlanmamış bu anıt içiçe geçmiş kitaplar şeklinde düşünülmüş..müzede pekçok şairin fotoğrafı, şiirleri, heykeli duruyor..bu şairler arasında Tebriz’li olan ve Tebrizliler tarafından çok sevilen Şehriyar da var..Şehriyar İranlılar için önemli şairlerden biri, günümüzün Hafız’ı Sadi gibi bir öneme sahip..20. yüzyılın başlarında yaşamış bu şairin hüzünlü öyküsünü de anlatmadan geçmeyelim..Şehriyar, bir tıp öğrencisiyken bir kıza aşık oluyor. Ancak sevdiği kızın babası kızını Şehriyar’a vermiyor..üst makamlardan bir devlet görevlisiyle de evlendiriyor…bunun ardından üzüntüsünden Şehriyar hem tıp eğitimini bırakıyor hem de sevdiğine kavuşamıyor..hikayesi Tebriz halkını çok etkilemiş olmalı ki onun ölümünde hiçbir dükkan açılmamış ve ölüm günü İran’da milli şiir günü ilan edilmiş..



Şiir müzesinden çıkıp arkeoloji müzesine doğru gidiyoruz.. Burası arkeoloji müzesi olarak oldukça küçük olmakla birlikte içinde önemli eserlerin olduğu bir müze..özellikle Tebriz’in tarihinde Osmanlıların izlerini bulmak bizim tarihimiz açısından da önemliydi.. burada Kaçar hanedanlığı döneminde Sultan Abdulmecid’in ısmarladığı üç ton ağırlığında bir Bismillah taşı bulunuyor.. Sultan, İranlı bir taş ustasına dünyada tek olabilecek bir şekilde taşa işlenmiş bir Bismillah taşını ısmarlamış..usta , Mısır’da işlediği bu mermer taşı 8 yılda bitirmiş….ancak Sultan taşın üzerinde 12 tane ayet ve şiir görünce, taşın Şiiliği hatırlattığını söyleyerek almaktan vazgeçmiş.. Bu bismillah taşı da Tebriz’de kalmış.. Arkeoloji müzesinde ayrıca Kaçar hanedanlarına ait çeşitli porselen eşyalar, Tebriz’de Neolitik döneme ait tütsü kapları gibi çeşitli bulgular ve eşyaların olduğunu da belirtelim..



Tebriz’in tarihi geçmişinden günümüze kalan yapıları arasında en önemlisi, 15. Yüzyılda Karakoyunlu hükümdarı Cihan Şah’ın yaptırdığı ve adını üzerindeki çinilerin renginden alan Mescid-i Kebud yada diğer adıyla Gök Mescidi… Karakoyunlu hükümdarı Cihan şah ile karısı Can Begüm hatun tarafından yaptırılmış.. Mescid ilk Türk islam eserlerinden biri olarak tarihe geçmiş..Mescid, içinde medrese, kütüphane, hamam gibi yapıların olduğu büyük bir külliye olarak yapılmış..içinin ve dışının mavi çinilerle süslenmiş olması nedeniyle buraya Gök Mescid denilmiş..ayrıca içinde Cihan Şah ve Begüm Hatun’a ait bir mescid daha bulunuyor.. her ikisinin mezarları da burada duruyor..Bu mescidin içinde mavi çiniler üzerine altın yaldızla süslemeler yapılmış..bugün bu süslemelerin ancak bir kısmı görülebiliyor.. mescid depremle yıkılmış daha sonra yeniden inşa edilmiş..



Tebriz’de girdiğimiz kafe yada dolaştığımız sokaklarda Türkçe kelimeler duymak, esnafla birkaç kelime sohbet burada yaşayanlarla yakınlaşmamızı sağladı.. kolayca uyum sağlayabileceğimiz düşüncesi oluştu.. Cuma günü olması nedeniyle tatil gününü yaşayan Tebriz halkı yakınlardaki parklarda eğlenmek dolaşmak dinlenmek istiyordu.. Bu parklardan Şah Goli parkına gidip hem biraz dinlenmek hem de etrafı seyretmek istedik.. Şah Goli parkı, Şehrin dışında kalıyor ..burada daha önceden bir gölet varmış…Safevi hanedanları göleti bir havuza çevirmişler daha sonra gelen Kaçar hanedanlığı ise havuzun içine bir yazlık saray yapmışlar ve saray günümüze gelene kadar iktidarların elinde değişim geçirmiş.. önce yıkılmış yerine islam mimarlığına uygun yeni bir bina yapılmış bugün ise bu bina kafe restoran olarak kullanılıyormuş..parkta gezinirken gençlerin kendi aralarında topla oynadıklarını, genç kızların ailelerin yanında isyankar pozlarını ve başörtüsünü açma girişimlerini izleme fırsatımız oldu.. bize turist olarak laf atanlarla sohbet edip fotoğraf çektirdik.. kızların başörtüsüne karşı geliştirdikleri dayanışma pratiklerinden biz de nasibimizi aldık ve kadınların ellerine de birer şeker ve kağıt verildi..


Tebriz’deki üçüncü günümüzdeyiz.. bugün Cumartesi ve Ortadoğunun en büyük çarşısı olan kapalıçarşıyı merak ediyoruz.. esnafın kepenk kapatma uygulaması olacak mı acaba diye sormadan edemiyoruz.. Cumartesi günü Tebriz metrosuna binip çarşıda iniyoruz..metro çok kalabalık değil.. bir vagon sadece kadınlara ayrılmış birine de aile olarak binilebiliyor..sadece erkeklere ayrılmış vagon da bulunuyor..biz aile vagonuna hepbirlikte bindik..
Tebriz Kapalıçarşısı, Tebriz’in İpekyolunun üzerinde olması nedeniyle tarih boyunca çok önemli bir ticaret merkezi olmuş.. çarşının yapımı 9. Yüzyıla kadar iniyor..ancak ilk planlı yapılaşma 13. Yüzyıldan itibaren başlamış..burada pekçok han ve kervansarayların yapılmasıyla ilk yapılar ortaya çıkıyor çünkü Tebriz’i ellerinde tutan hanedanlar, hükümdarlar ticaretin gelişmesi için yol ,han, kervansarayların yapımına önem veriyorlar.. yolların güvenliğini sağlayarak tüccarların dolaşımını kolaylaştırıyorlar..bir yandan da tüccarlara vergi muafiyeti ve teşvik politikaları da uygulamışlar..kapalıçarşı daha sonraları yıkıcı depremlerle tahrip olsa da yeniden ve yeniden yapılmış.. İpekyolu geçtiği sürece de önemini korumuş. Alternatif ticaret yolları bulununcaya kadar Kapalıçarşı şehrin ve bölgenin en önemli ticaret merkezi olmuş.. özellikle Ortadoğu’nun en eski Kapalıçarşılarından biri olan çarşı , 2010 yılında Unesco Dünya Mirası listesine de alınmış..


Kapalıçarşı, içiçe geçmiş pekçok han ve kervansaraylar, camiler, okul, hamam ve diğer başka yapılardan meydana geldiğini söyledik bu yapılar tuğladan yapılmış..ve sonradan birbirine bağlanmış..tahminen 7 km lik bir alanı kaplıyormuş..içinde İstanbul’daki Kapalıçarşı gibi pekçok kapısı da bulunuyor.. Çarşının içinde kuyumcuların bulunduğu kısıma Emir Pazarı deniliyormuş, halıcıların kısmına da Muzafferiye pazarı deniliyormuş ve çarşının en yüksek kubbeli pazarı da burasıymış..çarşıda baharatçılardan, giyime, süs eşyalarına , iğneden ipliğe, kafelere, restoranlara kadar türlü çeşit eşya satıldığını gördük..çarşı içinde yürürken kalabalıkta iki tekerlekli çekçek arabaları çeken hamalların yol almak için ‘ya allah’ diye bağırtıları arasında çarşıyı dolaştık..




Çarşının özellikle halıcılar kısmına bir göz atalım..halıcılar kısmında etrafında halı dükkanlarının olduğu büyük bir avlunun ortasında halılar ortada duruyor ve üzerinde de halı onarıcıları işlerini yapıyorlar.. halı satın almak için dükkanlara girip bakmanın ötesinde size yardımcı olabilecek kişiler de ortaya çıkıyor..çarşıyı bilen bu kişiler sizin ne alacağınızı ve ne kadar fiyat vermek istediğinize göre de dükkan dükkan gezdiriyorlar..halıyı aldıktan sonra uzun uzun pazarlık sonrası yapılan el sıkma ritüeli ise sağlam kol gerektiriyor..



İran gezisinin sonuna geldik ve ertesi gün THY tarifeli uçağı ile Tebriz’den istanbul’a gideceğiz.. şimdiye kadar İran’dan aklımda kalanlar…en güzel sanat eserleriyle karşılaştığımız tarihin dibini gördüğümüz ,ahlak felsefesinin ,tasavvufun doğduğu topraklar …islamiyetin görmediğimiz bilmediğimiz inançlarını , ritüellerini , törenlerini gördüğümüz ,kutsalını yaşadığımız , sanatla yoğurulmuş islamiyetin ülkesi..gökyüzü ile yeryüzü arasında bağlantılar kurduğumuz , kutsal dünyasının içine girip çok ama çok yakından insanların ağlamalarına, kapılarına yüz sürenlere, öpenlere, dua edenlere tanık olduğumuz , şiirlerini doyasıya okuyup içtiğimiz sanatıyla, renkleriyle ,mozaikleriyle başımızın döndüğü kendimizden geçtiğimiz bir ülke..islamiyeti bir başka tanıdığımız, bir kadın olarak katı kurallarıyla yakından gördüğümüz ..tarihten bu yana gelen kültürüyle cana yakın misafirsever insanları ile tanıştığımız ülke…uçsuz bucaksız çöllerini İpekyolu üzerinden giderek izlediğimiz sarı sapsarı çölleriyle susuz yollarda develerin geçtiğini hayal ettiğimiz bir ülke..ekonomik hayatın canına tak ettiği artık katlanılmaz hayata isyan edenlerin ülkesi..doğu masallarının diyarı , ipekyolunun ülkesi İran…
Kaynaklar:
1001 istanbul tur, Rehber Pembe Özdemir
İran Rehberi, Nazlı Elmi
Zafer bozkaya- İran gezi rehberi
Fazlı Bulut- İran:Gül,Bülbül ve Şiir Ülkesi.
Michael Awworthy- İran: Aklın imparatorluğu, Zerdüştden günümüze iran tarihi.
V.V.barthold- İran tarihi Coğrafyası.
Lonely Planet-İran
Nimet yıldırım- iran Kültürü



























































































