Şiiliğin Kutsal kenti ; Kum’dan Tahran’a doğru…
İsfahan’ı arkamızda bırakarak rotamızı Kum’a doğru çevirdik.. ancak yolumuzun üzerinde Unesco Dünya Mirası Listesinde yeralan Abyenah köyüne uğramadan geçmeyeceğiz..Kum’dan sonra ise Kaşhan ve ardından Tahran bugünün son hedefi olacak..
Abeyenah köyü , turistlerin sevdiği ve sıklıkla uğradığı yerlerden biri ..ancak şu anda İran’ın siyasi durumu nedeniyle ortalarda pek fazla turist gözükmüyor..
Abeyenah köyü, yüksekliÄŸi 2000 metreye çıkan bir daÄŸ köyü …köyün kırmızı killi topraktan yapılma evleri ,simetrik olmayan evlerin üstüste binmesiyle doÄŸal bir görünüm oluÅŸturuyorlar.. dar ara sokakları film seti gibi duruyor..fotoÄŸraf çekmeye doyamıyoruz.. köyde daha çok yaÅŸlılar bulunuyor, gençler çoktan köyü bırakıp gitmiÅŸler..köyün insanlarının giysileri ise daha muhteÅŸem kendi özgün giysilerini terketmemiÅŸler..köyde erkekler , kadınlar fotoÄŸraf çekmemize izin veriyorlar.. erkeklerin pantolonları ÅŸalvara benziyor.. siyah renkte bol bir pantolon ÅŸalvarın üstüne ceket ve kasket takıyorlar.. kadınlarda da baÅŸlarında geleneksel çiçekli beyaz başörtüleri var.. ve bol bir etek giyiyorlar..



Abeyenah köyü eski bir köymüş..1500 yıllık bir köy..dilleri ise eski Farsça olan Pehlevi dilini konuşuyorlar.. kadınlar turistlere alışık olduklarından kapılarının önlerinde tezgahlarında kurumeyve, yemiş, eşarp, geleneksel renkli giysiler gibi şeyler satıyorlar..kadın ve erkek ilişkileri de öyle kaç-göç şeklinde değil.. kadınlar daha fazla satışın içinde görünüyorlar.. Abeyenah köyünde bir de Zerdüştlerin ateş tapınağı varmış..ancak bugüne bir şey kalmamış..
Köyün güzel safranlı çayını içtikten sonra Kaşhan’a devam ediyoruz.. yolumuzun üzerindeki ikinci durak, yine Unesco dünya mirası listesindeki İran bahçelerinin bir örneği olarak Fin bahçelerini göreceğiz.. Kaşhan’a birkaç km mesafede Fin denilen yerde bulunuyor..Burası, içeriye girince yemyeşil servi ağaçlarının , Portakal ağaçlarının olduğu, altından kanallarla suların aktığı çölün ortasında adeta bir cennet gibi tasarlanmış geleneksel İran bahçelerinin bir başka örneği oluyor.. Burasını Safevi hükümdarı Şah Abbas yaptırmış.. daha sonra Kaçarlar döneminde yenilenmiş..




Fin Bahçeleri, dört dairesel kuleli duvarlarla çevrili 23.000 metrekarelik bir alanı kaplıyor..bu tür bahçelerin yapımı İran’ın en eski uygarlığı olan Ahamenidlere kadar iniyormuÅŸ.. Pers İmparatoru büyük Kiros bu bahçeleri Zerdüştlük inancına göre yapmış..En belirgin özellikleri dört bahçe ilkesiymiÅŸ.. yani, kare bahçe, su yolları ile dörde ayrılmış..Dört Zerdüşt unsurun Gökyüzü, toprak, su yolları ve bahçenin birbirleriyle uyumunu temsil ediyor..ancak daha sonra islamiyetin gelmesiyle birlikte Fin bahçeleri geleneksel islam mimarisinin içinde yeralmaya baÅŸlamış…bu geleneksel islami bahçe tasarımı, bir cennet bahçesi ÅŸeklinde yapılıyor.. İspanya’da Endülüs bahçelerinde, Hindistan’da Tac Mahal gibi pekçok yerde yapılmış.. buradaki Fin bahçeleri de (Bagh-e Fin) tarihte en eski vaha bahçesi olarak biliniyor.
Fin Bahçeleri çölün dönüştürülerek bir vaha bir cennet haline getirilmesiyle oluşmuş..bu aynı zamanda dönemin iktidarlarının kendi ihtişamlarını , zenginliklerini, bolluklarını , güzelliklerini yada entrikalarını göstermek için de yapılıyor.. Fin bahçesi tasarlanırken , Süleyman Pınarı denilen bahçenin yanındaki bir yamaçta bulunan yeraltı suyundan yararlanılmış..buradan gelen suyun basıncı kanat sistemiyle ayarlanıyor.. suyun doğal kaynağından etraftaki küçük çeşmelere getirilmesi , havuzların fıskiyelerinin çalışması yada havuzların dolması, kanallardaki su akışının ayarlanması gibi bahçedeki bütün su sistemi mekanik pompalar olmaksızın çalışıyor..Bahçede yedi tane çeşitli boylarda havuz var..havuzların en büyüğü olan Havuz-u Çuş’un altında 160 tane delik varmış..bu deliklerin 80 tanesinden havuza su geliyormuş..diğer 80 tanesinden de su boşalıyormuş.. Bahçenin girişinde ise, iki katlı Safevi köşkü bulunuyor.. eğlence köşkü olarak bilinen kısımda ise köşkün resimlerle süslü kubbesi görmeye değer…ayrıca köşkün zemin katında da bir havuz var buraya dilek dileyenler para atıyorlar.. Bahçede iki tane de hamam bulunuyor..ilk yapılan hamam küçük ve Safeviler döneminde yapılmış daha büyük olan hamam ise Kaçarlar döneminde yapılmış..eski hamam ise burada çalışanlara tahsis edilmiş..yeni olan hamam da şah ve ailesi tarafından kullanılmış..Buradaki hamamın hikayesinde bir de suikast gizli.. 19. Yüzyılda İran’ın eski devlet adamlarından olan ve eğitim ve idari alandaki reformlarıyla gündemde olan Amir Kabir Fin Bahçesine sürgüne gönderilmiş..tecritde tutulmuş..ve Fin hamamının bahçesinde Nasıreddin Şah’ın emriyle bir suikastla öldürülmüş..
Kaşhan’da gördüğümüz diğer islami yapılardan biri de, Aga Bozerg medresesi oldu.. burası 19. Yüzyılda yapılmış bir camii medrese…Medresesi hala kullanılıyormuş.. Kaşan’daki en iyi islami külliye olarak biliniyor.. simetrik bir mimariye sahip ..İçeriye girince ortada altta kalan içinde abdest alma havuzlu bir avluyu görüyoruz.. tuğla minareleri ile Badgir denilen rüzgar bacalarının da olduğu bir medrese olarak kayıt ediyoruz..


Kaşhan’dan ayrılıp yolumuzu Kum kentine doğru çeviriyoruz. Kum kenti, kutsal şehirlerin içinde önemli bir yere sahip.. Meşhed’den sonra ikinci büyük kutsal şehir olarak kabul ediliyor.. Şiraz’da gördüğümüz kutsal türbenin bir benzerinin de burada olması ve şiilerin tarihinde aldıkları derin yaraların unutulmaması adına bu türbeler yapılıyor..
Kum şehrinden önce kutsal yer olarak Kerbela’da öldürülen Hüseyinin türbesi Şiiliğin önemli kutsal yeri olarak kabul ediliyordu..hala her yıl bu olayın yıldönümünde Aşure’de derin bir yas içine girilir..kitlesel dini gösteriler ve dini bir keder tutulur.. Safevi hükümdarı Şah Abbas, o zamanlar Osmanlıların hakimiyeti altında bulunan Necef ve Kerbela şehirlerine karşı Kum’u Şiiliğin merkezi olarak önplana çıkarmış..daha sonra gelen şahlar da aynı politikayı devam ettirmişler..Kum’da Havza-i İlmiyye denilen pekçok medrese kurulmuş..çok sayıda öğrenci ve ulema yetişmiş..bu nedenle de Kum-e Mukaddes olarak bilinmeye başlanmış..İran islam devriminin lideri olan İmam Humeyni de ve diğer yöneticiler de Kum’daki medreselerde yetişmişler..İran islam devriminin gerçekleşmesinde Kum’daki ulema ve medreselerin önemi büyükmüş..Kum kenti halen bu önemini koruyor..
Kum kentindeki türbenin hikayesine geçmeden önce Åžiilik meselesi üzerinde biraz duralım.. Çünkü buradaki kutsallığı, yası, aÄŸlamaları daha iyi anlamak için biraz daha Åžii meselesine yakından bakmak gerekiyor.. GeçmiÅŸte Åžiilerle Sünniler arasında baÅŸlayan ayrılıklar ve bu ayrılıkların meydana getirdiÄŸi iktidar kavgaları, derin acılar, günümüze dek gelen yasların tutulmasına neden olmuÅŸ… Åžiilerin bir mezhep olarak Sünnilerden ayrılması , islamiyetin yayılması döneminde ortaya çıkıyor.. iktidarı kimin elinde tutacağı konusunda baÅŸlayan fikir ayrılıkları, mezhep ayrılıklarına buradan da büyük katliamlara yol açıyor.. Åžii mezhebinden olanlar iktidarın Hz. Muhammedin akrabası olan Ali ve onun oÄŸlu olan Hüseyin’in soyundan gelenlere ait olması gerektiÄŸini söylüyorlar.. Dönemin sünni hanedanları olan Emeviler ve sonra Abbasiler ise, iktidarın belli ailelerden gelenlere verilmesini savunuyorlar.. islamiyetin yayılması sürecinde baÅŸlayan görüş ayrılıkları mezhep ayrılıklarını oluÅŸturmuÅŸ gözüküyor.. Bundan sonrasında. Hüseyin’in Kerbela’da öldürülmesi olayı ile baÅŸlayan acılar unutulmayacak bir ÅŸekilde yerleÅŸmeye baÅŸlıyor.. Åžiiler , Emevi ve Abbasi halifelerine karşı iktidarın meÅŸru sahiplerinin Åžii imamlar olduÄŸunu savunuyorlar.. ve kendilerini haksızlığa uÄŸramış olarak görmeye baÅŸlıyorlar.. Åžiiler, İmam geleneÄŸine baÄŸlı olarak inançlarını geliÅŸtiriyorlar. sünnilikten daha farklı olarak Åžii imamların söylemlerine ve eylemlerini dikkate alıyorlar.. çeÅŸitliliÄŸe daha açık, esnek ve özgür iradeyi daha fazla benimsiyorlar..ancak ÅŸiilik mezhebinin kendi içinde de çatışmalar eksik olmuyor.. farklı görüş ayrılıkları ile ayrı gruplar ortaya çıkıyor.. Åžiiler ve sünniler arasında devam eden çatışmalar 9. Yüzyılda yedinci imamın öldürülmesiyle yeni ve daha derin bir ayrılığı da ortaya çıkartıyor… öldürülen bu imamdan sonra Åžiiler , vakti gelince yerine geçecek olan ve Alinin soyundan olacak olan 12. imamın geleceÄŸine inanıyorlar..
Kutsal Kum şehrindeki türbe ise, Abbasi halifesi tarafından Bağdat’da zindana atılarak öldürülen yedinci İmam Musa Kazımın kızı Fatıme-i Masumenin oluyor..Fatime-ı Masume aynı zamanda sekizinci İmam olan Rıza’nın kardeşi oluyormuş..Abbasi halifesi Memun tarafından Fatime-i Masume zehirlenerek acılar içinde öldürülmüş.. daha sonra Memun’un imam Rıza’nın da ölmesi için de gereken hazırlıkları yapmış ve zamanı gelince onu da acımadan öldürmüş.. hikaye anlatısının ardındaki çatışmaların derin olduğunu görmemek mümkün değil..

Kum ÅŸehrine akÅŸam hava kararırken vardık.. ÅŸehrin içine güvenlik nedeniyle turist otobüslerini sokmuyorlar..otobüsümüzü otoparkta bırakıp orada bekleyen ve akÅŸam vakti içinde kimsenin olmadığı belediye otobüsüne binip kutsal mekana gidiyoruz..profesyonel fotoÄŸraf makinasının yasak olması nedeniyle sadece cep telefonlarımızı yanımıza aldık…. otobüse kadınların arkadan ve erkeklerden ayrı binmesi kuralına uymadık tabii.. Otobüs bizi büyük bir meydanda bıraktı..ve kadınlar ile erkekler ayrılıp kadınlar özel arama ve çador giymek üzere güvenliÄŸe girdik.. kadınların hareketini kısıtlayan ve hiç alışık olmadığımız bu çadorlarla rahat hareket etmek imkansız..

Türbeye girerken masanın önünde görevli beyaz sarıklı bir molla duruyor.. biz kadınlar olarak içeri giriyoruz.. erkeklere ise rehberleri sorulmuş ancak türküz ve müslümanız deyince geçin demişler.. burası daha sakince ve dini inancın daha içten yaşandığı bir türbe.. içeride Fatıma-ı Masume’nin türbesine doğru yürüyoruz türbenin üzerinde parlak altın işlemeler olduğu görülüyor.. siyah çadorlu kadınlarla etrafı çevrilmiş durumda..bu kalabalığın içine girmeye cesaretim yok.. kimisi okuyor.. kimisi el sürüyor.. kimisi ağlıyor..kimisi türbeyi öpmeye çalışıyor.. dev bir alanda halıların üzerinde ellerinde dua kitapları ile sessizce okuyorlar, ağlıyorlar..çocukları da yanlarında.. etraflarıyla ilgili değiller… türbenin içindeki altın işlemeler ihtişamlı.. yine Şiraz’da olduğu gibi tavanlar, duvarlar heryer ayna işlemelerle kaplanmış.. türbe şıkır şıkır parlıyor.. Fotoğraf çekmemize izin verilmiyor. Görevli kadınlar uyarıyor..bu uhrevi dünyayla uyumlu olmamız isteniyor.. Türbenin dışının da yine diğer yerlerde olduğu gibi altından bir kubbesi akşamın karanlığında sarı ışıklar altında parıldıyor.. gelen giden dua edenlerin hiç eksilmediği bu türbeden kadın olarak daha fazla etkilendiğimi söyleyebilirim..

Kutsal Kum şehrini geride bırakıp Tahran’ın şehir ışıklarını uzaktan görmeye başladık.. Tahran’da trafiğin yoğun olması nedeniyle oldukça geç bir saatte Tahran’a girdik..İran’da benzinin çok ucuz olması herkesin araba sahibi olmasını sağlıyor.. bu da trafik sorununu beraberinde getiriyor..saatlerce trafikte kalabilirsiniz..
Tahran, önceleri Selçukluların baÅŸkenti olan Rey ÅŸehrinin yanında çöl kenti görünümünde küçük bir yerleÅŸimken , Rey ÅŸehrinin MoÄŸollar tarafından yıkılması ile yavaÅŸ yavaÅŸ geliÅŸmeye baÅŸlamış..Tahran’ın bir kent olarak ortaya çıkması 18. Yüzyılda kurulan Kaçar hanedanlığı döneminde olmuÅŸ.. Daha önce İsfahan, Åžiraz gibi kentlerin geliÅŸmesinde hanedanların kurulması ne kadar önemli olmuÅŸsa Tahran’ın da geliÅŸmesinde Kaçar hanedanlığı önemli rol üstleniyor…Kaçar hanedanlığını AÄŸa Muhammed han kurar. ZalimliÄŸi ile bilinen ve düşmanını iÅŸkenceler içinde öldürmektan zevk alan AÄŸa Muhammed han ,hanedanlığın kurulması sırasında rakiplerine karşı öyle acımasız ve intikam içindeymiÅŸ ki egemenliÄŸi altına aldığı insanlara iÅŸkence yapmaktan çekinmemiÅŸ.. kadınları ve çocukları askerlere köle yaparken, erkeklerin de gözlerinin oyulmasını emretmiÅŸ ve sepete atılan gözleri dahi görmek istemiÅŸ.. AÄŸa Muhammed’den sonra 19. Yüzyılda iktidarı gelen Nasureddin Han, Osmanlı İmparatorluÄŸu’nun BatılılaÅŸma serüvenine benzer ÅŸekilde, İran’ın da Avrupalı devletler tarafından sömürgeleÅŸtirilmesinde önemli rolü olmuÅŸ.
Tahran’ın görkemli bir kent olmasında Nasureddin Şah’ın etkisi büyük olduğu belirtiliyor.. Tahran, önceki haliyle dörtgen şekildeymiş ve bu dörtgen şeklin her iki yanının ortasında birer kapı bulunuyormuş..şehrin kuzeyinde bir kale ve şahın ikamet ettiği bir de saray bulunuyormuş..Nasureddin şah, 19. Yüzyılın ortalarından itibaren şehri, Napolyon’un Paris’te yaptığı yeniliklerden etkilenmiş ve Tahran’ı yeniden inşa etmeye başlamış. Tahran sekizgen biçimli olarak genişletilmiş..ve 12 kapı yapılmış..şehrin savunma sistemi de Fransa- Prusya savaşı öncesi Paris modeline göre yapılmış..şehre yeni caddeler, meydanlar ,modern binalar da yapılmış .. Nasureddin şah, şehri inşa ederken Doğu mistisizminin çekiciliğini zedelemeden bunu yaptığı belirtiliyor..
Akşamın karanlığında biraz da trafiğin rahatlamasıyla Tahran’a giriyoruz.. İran’da başlayan yönetim karşıtı protestoların Tahran’da da devam ettiğini öğreniyoruz..Aldığımız haberlere göre Tahran’da esnaf üç günlük kepenk kapatma kararı almış..böylece İran’da başlayan protestoları da yavaş yavaş hissetmeye başladık..Tahran’da gezmek için çok fazla zamanımız yok. Ertesi akşam Meshed’e gideceğiz.. Tahran’daki tek günümüzde göreceğimiz yerlerin başında Mücevher Müzesi geliyordu.. ancak müzenin korona salgınından bu yana kapalı olduğunu öğrendik..müzeyi göremeyeceğiz..bunun yerine Tahran’a çok yakın bir uzaklıkta bulunan ve Selçukluların ilk başkenti olan Rey şehrindeki Tuğrul bey’in mezar anıtını görmeye gideceğiz..Tuğrul bey, Selçukluların kurucusu ve ilk sultanı olarak tarihe geçmiş..
Rey ÅŸehrine girince küçük bir kasaba gibi görünüyor..bir zamanlar ihtiÅŸamlı bir baÅŸkent havası ne yazık ki yok..Rey ÅŸehri, Selçuklular döneminde baÅŸkent yapılmış..imar faaliyetleri ile camiler , medreseler saraylar , kütüphaneler yapmışlar..burada görmeyi istediÄŸimiz TuÄŸrul Bey’in mezar anıtının ise 1000 yıllık olduÄŸu biliniyor..anıt silindir biçimli olup tuÄŸladan yapılmış ancak görevli buradaki harcın , yumurta akı, devetüyü, alçı, granit taÅŸları gibi malzemelerin karılarak yapıldığını ve tuÄŸlaların arasına harç olarak konulduÄŸunu belirtiyor….yapı, duvar boÅŸluk, duvar boÅŸluk ÅŸeklinde yapılarak saÄŸlam bir ÅŸekilde günümüze kadar gelmiÅŸ büyük depremlerde bile bir ÅŸey olmamış..
Mezarın içine girdiğimizde silindir şeklinde yukarıya doğru çıkan duvarlar ve en tepede genişçe gökyüzünü gören bir yuvarlak bir deliğin olduğunu görüyoruz.. buradaki görevli bize burasının özelliklerini anlatıyor..anıtın mükemmel bir ses akustiğine sahip olduğunu gösteriyor.. ses çok güzel yankı yapıyor..bu silindir yapının bir başka ilgi çekici özelliği de, ayın belli zamanlarda yılda iki kez yukarıdaki yuvarlak deliğin üstüne gelerek tam bir görüntü vermesiymiş..yani burasının bir rasathane gibi kullanılabildiğini söylüyor.. Ayın yılda iki kez bu yuvarlağın üzerine gelmesi, İran’da kullanılan Hicri takvime göre oluyormuş..buna göre ikinci ayın 14. Günü ile 10. Ayın 14. Gününde bu olay gerçekleşiyormuş.. silindir kuleyi yapanlar nasıl yapmışlarsa ayın tam görüntüsü de alınabiliyormuş..burasının bir diğer önemi de güneş saati olarak kullanılabilmesiymiş.. silindirin dışında etrafını çevreleyen duvarlar 24 adet dilimler şeklinde yapılmış. Dışarıya çıkıp güneş saatinin nasıl işlediğine baktığımızda, güneşin kaç tane dilimin üzerine geldiğini sayıyoruz.. 10 tane dilimin üzerine güneşin geldiğini sayıyoruz.. birine ise daha az gelmiş.. saate baktığımızda, 10.04 olduğunu gördük.. sistemin doğru çalıştığına tanık olduk.. mevsimlere göre de güneşin duvarda kalma zamanı ya kısalıyor yada uzuyor elbette..


Anıtın dışındaki dilimlere bir kez daha aşağıdan yukarıya doğru baktığımızda ise, bir aslan görüntüsünü yakalıyoruz. Burnu ağzı ve dişleri olan bir aslan duruyor.. Tuğrul beyin mezarının ise bu anıtın içinde kapının üzerinde dikdörtgen bir alana gömülü olduğunu da öğreniyoruz..


Tuğrul Bey’in anıt mezarını bize gezdiren görevli ise çok dikkat çekici, bizim Türk olduğumuzu duyunca zaten buradaki anıtın bizi doğrudan ilgilendirdiği düşüncesini edindiğini ve şevkle bize buranın özelliklerini anlatmaya başladığını hissettik.. diğer yandan bu müze görevlilerinin buradaki ölü şahsiyete de duygusal bağlandıkları ve bir ayaklı tarih görevi gördüklerini söyleyebilirim.. şimdiye kadar gördüğümüz pekçok müzede olduğu gibi buradaki görevlinin de görevine bir yabancılaşma hissetmediğini ve hayatının bir parçası gibi bunu hissettiğini gözlemleyebiliyorum. En son kapıdan çıkarken emekli olacağını ve kendisinin de bizim gibi gezmeyi istediğini söylüyor..
Rey ÅŸehrinden ayrılıp Tahran’a dönüyoruz..tam da öğleyin otobüsün içinde çarşı civarından geçerken etrafa dizilmiÅŸ insanların giderek kalabalıklaÅŸtığını farkettik…. birden ortalık hareketlenip çöp kovaları devrilmeye ve içleri yakılmaya baÅŸlanıyor.. sloganlar atılıyor ve uzaktan polislerin sesleri duyulmaya baÅŸlandı.. evet protestoların tam ortasındayız. Otobüs çok yavaÅŸ ilerliyor.. fotoÄŸraf çekmemeye çalışıyoruz.. yada kendimizi göstermeden çekmeye çalışıyoruz.. otobüs ilerleyip kalabalığın ortasından geçip gidiyoruz..
Tahran’daki bir günlük gezi programında Arkeoloji müzesini gezme fırsatımız da oluyor ancak bu bir müze gezisi için yeterli deÄŸil elbette..çünkü müzede görülecek çok ÅŸey var.. Müze binası, Fransız Mimar Godart tarafından tasarlanmış..Bina, Sasani dönemindeki eyvanları hatırlatıyor.. yığma tuÄŸla işçiliÄŸi ile yapılmış..müzede yeralan dikkatimi çeken buluntular arasında Ahamenidlere ait kabartmalar oldu.. daha önceki günlerde gezdiÄŸimiz Persepolis ÅŸehrindeki saray kabartmaları içinde, I. Darius’un Persepolis’ten getirilmiÅŸ paneli de var.. panelde , I. Darius tahtında oturuyor..arkasında oÄŸlu, I. Artaxerkes duruyor…Darius’un saÄŸ elinde otoritesini gösteren bir asa ve sol elinde ise adaleti sembolize eden yeni açmış bir çiçek bulunuyor.. Krala gelen delegasyon yuvarlak baÅŸlı olup Med ülkesini temsil ediyorlar.. Bir elini aÄŸzına götürüş ÅŸeklinden saygı içinde olduÄŸu anlaşılıyor..diÄŸer kiÅŸinin elinde ise getirdiÄŸi hediyeler vardır. En arkada bulunan iki Persli askerin ellerinde mızrak ve tütsü kabı bulunmaktadır.. Darius’un kısa boylu olduÄŸu tahta oturmak için ayaklarının altında yükselti yerleÅŸtirildiÄŸi de dikkati çekiyor.. Müzede ilgimi çeken ilginç bir buluntu da Tuz adam heykeli.. M.S. 3. Yada 4. Yüzyılda yaÅŸamış olan bir madenci öldüğünde tuzlu bir ortamda kalmış ve günümüze kadar fazla bozulmadan gelmiÅŸ.. Tuz adam isimli bu kiÅŸinin kafası ve bir çizmesi burada bulunuyor..yine önemli buluntular arasında gösterilen Kiros silindirinin taklidi Müzenin giriÅŸinde duruyor..aslı ise British Museumdaymış.. Kiros silindirinde Ahamenidlerin kurucusu Kral Kiros’un hükümdarlık ölçütlerini, Ahamenidlerin yönetim sistemini göstermesi açısından kendisinden sonra kimin geleceÄŸini soy sırasını göstermesi açısından önem taşıdığı bilinmektedir.. Müzenin diÄŸer kısımlarında ise, tarihleri 10. 11. Yada 12. Yüzyıllara kadar inen eÅŸi benzeri olmayan Mihraplar, üzerlerinde Kufi yazılar olan islami ahÅŸap eÅŸyalar gibi pekçok eserin olduÄŸunu görüyoruz.. müzede uzunca kalıp eserleri dikkatle incelemek tarihin tozlu sayfalarını aralamak olacaktır..




Müze çıkışı öğle yemeğini yemek için sokak yemekleri iyi bir alternatif olacak.. Tahran’da müzenin hemen yan tarafında bir sokak baştan başa küçük renkli kulübelerden oluşan sokak yemekleriyle dolu.. ancak protestolar ve kepenk kapatma nedeniyle sadece birkaç tanesi açık..köfte ,lavaş gibi malzemeler ile harikalar ortaya çıkıyor ancak İranlıların özenle bir işi yapma alışkanlıkları var sanırım hızlı yapma alışkanlıklarının olmaması kuyruk oluşmasına neden oluyor doğal olarak..yarım saat bekledikten sonra sonuç güzel oluyor.. Tahran’daki bu kısa bir günlük geziye çok şey sıkıştırdık…ancak en güzelini günün son saatlerine ayırdık.. son müze ziyaretimiz ise Gülistan sarayını gezmek olacak.. Gülistan sarayının bahçesinde güller olması nedeniyle buraya Gülistan denilmiş. Sarayın dışardan rengarenk çini desenlerle görünümünün güzelliğine hayran kalmamak elde değil.. Kaçar hanedanlığının Tahran’ı başkent yapmasıyla Gülistan sarayının önemi artmış..daha öncesinde içinde saray olan bir kale iken Kaçar hanedanlığının hem yönetim merkezi hem de içinde yaşadıkları mekan olmaya başlamış.. Gülistan sarayı, Kaçar mimarisinin en iyi örneği olarak ortaya çıkmış. Unesco Dünya mirası listesinde yerini çoktan almış bile.. Pehleviler zamanında ise, Gülistan Sarayı, şehrin ortasında ve kamu binaları arasında sıkışıp kalmış.. bahçesinin bir kısmı küçültülmüş ancak hala güzelliğini ve ihtişamını koruyor.. sarayın birkaç bölümü var ve her birine de ayrı biletlerle giriliyor..

Sarayın terasında Mermer Taht avlusu bulunuyor.. burada bulunan Mermer taht 1806’da Feth Ali şah tarafından yapılmış. Mermer bir taht ve tahtın altında mermerden insan heykelleri tahtı omuzlamış olarak duruyorlar..Avlunun etrafındaki duvarlar çini süsleme sanatının en güzel örnekleri olarak yapılmış…yine bu avluda Mermer Taht’dan daha küçük bir başka avlu daha var..buranın ortasında bir havuz duruyor..Nasureddin şahın mezarı ve mezarın üzerinde de mermere Nasureddin şahın heykeli kazınmış..

Gülistan sarayının içine girildiğinde burası Doğu egzotikliğini insana hissettiriyor.. göz kamaştıran aynalar ile saraya girilmesi etkileyici olmaya başlıyor.. Nasureddin şahın Avrupa’ya gittiği zaman oradaki müzelerden etkilenerek saraya da müze kurulması yönünde başlattığı çabalar Tahran’da Gülistan sarayında pekçok alanın müze olarak tasarlanmasını sağlamış..bu müzelerde hanedana ait mücevherleri, resimleri sergilemeye başlamış.. Sergilenenler arasında, Kaçar hanedanlarına gelen hediyeler , kişisel eşyalar, yabancı ülkelerden gelen hediyeler, Porselen mutfak eşyaları gibi pekçok hanedana ait eşya bulunuyor..Gülistan sarayındaki bu salonlar Pehleviler zamanında da kullanılmış.. Şah Rıza Pehlevi’nn tahta çıkış merasimi , Resmi yemeklerin yapılması gibi birçok şekilde vazgeçilmeyen mekanlar olmuşlar..



Sarayda sergilenenlerin dışında diÄŸer etkileyici olan tarafı, sanatsal tasarımları oluyor.. ayna sanatı, çini iÅŸlemeler, alçı, mermer oyma ve iÅŸlemeleri sarayda yapılan en güzel örnekler olarak karşımıza çıkıyor..sarayın en çok etkilendiÄŸim kısmı ise, tam bir 1001 gece masallarını hatırlatan DoÄŸu egzotikliÄŸini yaÅŸatan kısmı olan GüneÅŸ sarayı oldu.. buraya Åžems-ül İmare de denilirmiÅŸ..Nasureddin ÅŸah burayı Avrupa’daki yüksek binalardan etkilendiÄŸi için yüksek katlı olmasını istemiÅŸ ve beÅŸ katlı olarak yapmış.. burada birbirine eÅŸit iki kule, kulelerin arasında ise bir saat kulesi duruyor… sarayın bir de balkonu da var. Nasureddin ÅŸah, buradan Tahran’ı seyredermiÅŸ..GüneÅŸ sarayının dış cephesi diÄŸer bölümlerden farklı..dışında renkli çiniler olaÄŸan bir ÅŸekilde dururken bunların arasında renkli vitraylar, ahÅŸap kafesli pencerelerle süslenmiÅŸ.. içine girince, hafif loÅŸ bir ortamda tavanın ayna iÅŸlemeleri pırıldıyordu. Pencerelerde de renkli vitraylardan ışığın renkli ve loÅŸ olarak süzüldüğünü görüyorsunuz.. duvarlardaki boyama sanatı görülmeye deÄŸer masal havasını veriyor..sarayın bu bölümü bana İran’ın nasıl bir sanat ve estetik kültürüne sahip olduÄŸunu anlattı…bu bölümün sarayın diÄŸer taraflarından ayrı bir ücretle girildiÄŸini belirtelim..



Tahran’daki Azadi meydanını protestolar nedeniyle gezmek mümkün olamadı..sadece giderken fotoğrafını çekebildik.. Özgürlük anıtının farsça adı, Burce Azadi. Ancak asıl adı özgürlük değil, Şahyad anıtıymış..İran islam devriminden sonra Şah’a ait herşey değiştirildiği gibi bu anıtın da adı değiştirilmiş..Anıt ters Y şeklinde bu tasarım ile İran’ın İslamiyet öncesi dönemine ait Ahameniş ve Sasani mimarisinden esintiler taşıyormuş.. İsfahan’dan getirtilen beyaz mermerle yapılmış.. Şahyad anıtı Pers imparatorluğunun kuruluşunun 250.. yılı kutlamaları kapsamında ’71 de açılmış..anıtın yapılış amacı ise, ülkenin yeniden dirilişinin sembolü olması ve modern İran’ın Pehleviler döneminde sağladığı başarıların gelecek kuşaklara hatırlatılmasıymış.. ancak İran islam cumhuriyetinin kurulmasıyla anıtın adı özgürlük anıtı olarak değiştirilmiş..

Tahran’dan ayrılıyoruz. İran havayolları ile Meshed’e gitmek üzere Tahran havaalanına gidiyoruz..
Kaynaklar:
Rehber; Pembe Özdemir, 1001 istanbul Tur
İran Rehberi; Nazlı Elmi.
Zafer bozkaya- İran gezi rehberi
Fazlı Bulut- İran:Gül,Bülbül ve Şiir Ülkesi.
Michael Awworthy- İran: Aklın imparatorluğu, Zerdüştden günümüze iran tarihi.
V.V.barthold- İran tarihi Coğrafyası.
Lonely Planet-İran
Nimet yıldırım- iran Kültürü
Nurullah Turan-Selçuklu Başkenti;REY





























































