DOÄžU’NUN KALBİ;İRAN 5

Şiiliğin Kutsal kenti ; Kum’dan Tahran’a doğru…

İsfahan’ı arkamızda bırakarak rotamızı Kum’a doÄŸru çevirdik.. ancak yolumuzun üzerinde Unesco Dünya Mirası Listesinde yeralan Abyenah köyüne uÄŸramadan geçmeyeceÄŸiz..Kum’dan sonra ise KaÅŸhan ve ardından Tahran bugünün son hedefi  olacak..

 Abeyenah köyü , turistlerin sevdiÄŸi ve sıklıkla uÄŸradığı  yerlerden biri ..ancak ÅŸu anda İran’ın siyasi durumu nedeniyle ortalarda pek fazla turist gözükmüyor..

  Abeyenah köyü, yüksekliÄŸi 2000 metreye çıkan bir daÄŸ köyü …köyün kırmızı killi topraktan yapılma evleri ,simetrik olmayan evlerin üstüste binmesiyle doÄŸal bir görünüm oluÅŸturuyorlar.. dar ara sokakları film seti gibi duruyor..fotoÄŸraf çekmeye doyamıyoruz.. köyde daha çok yaÅŸlılar bulunuyor, gençler çoktan köyü bırakıp gitmiÅŸler..köyün insanlarının giysileri ise daha muhteÅŸem kendi özgün giysilerini terketmemiÅŸler..köyde erkekler , kadınlar fotoÄŸraf çekmemize izin veriyorlar..  erkeklerin pantolonları ÅŸalvara benziyor.. siyah renkte bol bir pantolon ÅŸalvarın üstüne ceket ve kasket takıyorlar.. kadınlarda da baÅŸlarında geleneksel çiçekli beyaz başörtüleri var..  ve bol bir etek giyiyorlar..

   Abeyenah köyü eski bir köymüş..1500 yıllık bir köy..dilleri ise eski Farsça olan Pehlevi dilini konuÅŸuyorlar.. kadınlar turistlere alışık olduklarından kapılarının önlerinde tezgahlarında kurumeyve, yemiÅŸ, eÅŸarp, geleneksel renkli  giysiler gibi ÅŸeyler satıyorlar..kadın ve erkek iliÅŸkileri de öyle kaç-göç ÅŸeklinde deÄŸil.. kadınlar daha fazla satışın içinde görünüyorlar..   Abeyenah köyünde bir de Zerdüştlerin ateÅŸ tapınağı varmış..ancak bugüne bir ÅŸey kalmamış..

  Köyün güzel safranlı çayını içtikten sonra  KaÅŸhan’a devam ediyoruz.. yolumuzun üzerindeki ikinci durak, yine Unesco dünya mirası listesindeki İran bahçelerinin bir örneÄŸi olarak Fin bahçelerini göreceÄŸiz..  KaÅŸhan’a birkaç km mesafede Fin denilen yerde bulunuyor..Burası, içeriye girince yemyeÅŸil servi aÄŸaçlarının , Portakal aÄŸaçlarının olduÄŸu, altından kanallarla suların aktığı çölün ortasında adeta bir cennet gibi tasarlanmış geleneksel İran bahçelerinin bir baÅŸka örneÄŸi oluyor.. Burasını Safevi hükümdarı Åžah Abbas yaptırmış.. daha sonra Kaçarlar döneminde  yenilenmiÅŸ..

   Fin Bahçeleri, dört dairesel kuleli duvarlarla çevrili 23.000 metrekarelik bir alanı kaplıyor..bu tür bahçelerin yapımı İran’ın en eski uygarlığı olan Ahamenidlere kadar iniyormuÅŸ.. Pers İmparatoru büyük Kiros bu bahçeleri Zerdüştlük inancına göre yapmış..En belirgin özellikleri dört bahçe ilkesiymiÅŸ.. yani, kare bahçe, su yolları ile dörde ayrılmış..Dört Zerdüşt unsurun  Gökyüzü, toprak, su yolları ve bahçenin birbirleriyle uyumunu temsil ediyor..ancak daha sonra islamiyetin gelmesiyle birlikte Fin bahçeleri geleneksel islam mimarisinin içinde yeralmaya baÅŸlamış…bu geleneksel islami bahçe tasarımı, bir cennet bahçesi ÅŸeklinde yapılıyor.. İspanya’da Endülüs bahçelerinde, Hindistan’da Tac Mahal gibi pekçok yerde yapılmış.. buradaki Fin bahçeleri de (Bagh-e Fin) tarihte en eski vaha bahçesi olarak biliniyor.

  Fin Bahçeleri çölün dönüştürülerek bir vaha bir cennet haline getirilmesiyle oluÅŸmuÅŸ..bu aynı zamanda dönemin iktidarlarının kendi ihtiÅŸamlarını , zenginliklerini, bolluklarını , güzelliklerini yada entrikalarını göstermek için de yapılıyor..    Fin bahçesi tasarlanırken , Süleyman Pınarı denilen bahçenin yanındaki bir yamaçta bulunan yeraltı suyundan yararlanılmış..buradan gelen suyun basıncı kanat sistemiyle ayarlanıyor..  suyun doÄŸal kaynağından etraftaki küçük çeÅŸmelere getirilmesi , havuzların fıskiyelerinin çalışması yada havuzların dolması, kanallardaki su akışının ayarlanması gibi bahçedeki bütün su sistemi mekanik pompalar olmaksızın çalışıyor..Bahçede yedi tane çeÅŸitli boylarda havuz var..havuzların en büyüğü olan Havuz-u Çuş’un altında 160 tane delik varmış..bu deliklerin 80 tanesinden havuza su geliyormuÅŸ..diÄŸer 80 tanesinden de su boÅŸalıyormuÅŸ.. Bahçenin giriÅŸinde ise, iki katlı Safevi köşkü bulunuyor.. eÄŸlence köşkü olarak bilinen kısımda ise köşkün resimlerle süslü kubbesi görmeye deÄŸer…ayrıca köşkün zemin katında da bir havuz var buraya dilek dileyenler para atıyorlar..   Bahçede iki tane de hamam bulunuyor..ilk yapılan hamam küçük ve Safeviler döneminde yapılmış daha büyük olan hamam ise Kaçarlar döneminde yapılmış..eski hamam ise burada çalışanlara tahsis edilmiÅŸ..yeni olan hamam da ÅŸah ve ailesi tarafından kullanılmış..Buradaki hamamın hikayesinde bir de suikast gizli.. 19. Yüzyılda İran’ın eski devlet adamlarından olan ve eÄŸitim ve idari alandaki reformlarıyla gündemde olan Amir Kabir  Fin Bahçesine sürgüne gönderilmiÅŸ..tecritde tutulmuÅŸ..ve Fin hamamının bahçesinde Nasıreddin Åžah’ın emriyle bir suikastla öldürülmüş..

   KaÅŸhan’da gördüğümüz diÄŸer islami yapılardan biri de,  Aga Bozerg medresesi oldu.. burası  19. Yüzyılda yapılmış bir camii medrese…Medresesi hala kullanılıyormuÅŸ.. KaÅŸan’daki en iyi islami külliye olarak biliniyor..  simetrik bir mimariye sahip ..İçeriye girince ortada altta kalan içinde abdest alma havuzlu bir avluyu görüyoruz.. tuÄŸla minareleri ile Badgir denilen rüzgar bacalarının da olduÄŸu bir  medrese olarak kayıt ediyoruz..

    KaÅŸhan’dan ayrılıp yolumuzu Kum kentine doÄŸru çeviriyoruz. Kum kenti, kutsal ÅŸehirlerin içinde önemli bir yere sahip.. MeÅŸhed’den sonra ikinci büyük kutsal ÅŸehir olarak kabul ediliyor.. Åžiraz’da gördüğümüz kutsal türbenin bir benzerinin de burada olması ve ÅŸiilerin tarihinde aldıkları derin yaraların unutulmaması adına bu türbeler yapılıyor..

    Kum ÅŸehrinden önce kutsal yer olarak Kerbela’da öldürülen Hüseyinin türbesi ÅžiiliÄŸin önemli kutsal yeri olarak kabul ediliyordu..hala  her yıl bu olayın yıldönümünde AÅŸure’de derin bir yas içine girilir..kitlesel dini gösteriler ve dini bir keder tutulur.. Safevi hükümdarı Åžah Abbas, o zamanlar Osmanlıların hakimiyeti altında bulunan Necef ve Kerbela ÅŸehirlerine karşı Kum’u ÅžiiliÄŸin merkezi olarak önplana çıkarmış..daha sonra gelen ÅŸahlar da aynı politikayı devam ettirmiÅŸler..Kum’da Havza-i İlmiyye denilen pekçok medrese kurulmuÅŸ..çok sayıda öğrenci ve ulema yetiÅŸmiÅŸ..bu nedenle de Kum-e Mukaddes olarak bilinmeye baÅŸlanmış..İran islam devriminin lideri olan İmam Humeyni de ve diÄŸer yöneticiler de Kum’daki medreselerde yetiÅŸmiÅŸler..İran islam devriminin gerçekleÅŸmesinde Kum’daki ulema ve medreselerin önemi büyükmüş..Kum kenti halen bu önemini koruyor..

  Kum kentindeki türbenin hikayesine geçmeden önce Åžiilik meselesi üzerinde biraz duralım.. Çünkü buradaki kutsallığı, yası, aÄŸlamaları  daha iyi anlamak için biraz daha Åžii meselesine yakından bakmak gerekiyor..       GeçmiÅŸte Åžiilerle Sünniler arasında baÅŸlayan ayrılıklar ve bu ayrılıkların meydana getirdiÄŸi iktidar kavgaları, derin acılar, günümüze dek gelen yasların tutulmasına neden olmuÅŸ… Åžiilerin bir mezhep olarak Sünnilerden ayrılması , islamiyetin yayılması döneminde ortaya çıkıyor.. iktidarı kimin elinde tutacağı konusunda baÅŸlayan fikir ayrılıkları, mezhep ayrılıklarına buradan da   büyük katliamlara yol açıyor.. Åžii mezhebinden olanlar iktidarın Hz. Muhammedin akrabası olan Ali ve onun oÄŸlu olan Hüseyin’in soyundan gelenlere ait  olması gerektiÄŸini söylüyorlar..  Dönemin sünni hanedanları olan Emeviler ve sonra Abbasiler ise,  iktidarın belli ailelerden gelenlere verilmesini savunuyorlar.. islamiyetin yayılması sürecinde baÅŸlayan görüş ayrılıkları mezhep ayrılıklarını oluÅŸturmuÅŸ gözüküyor.. Bundan sonrasında. Hüseyin’in Kerbela’da öldürülmesi olayı ile baÅŸlayan acılar unutulmayacak bir ÅŸekilde yerleÅŸmeye baÅŸlıyor.. Åžiiler , Emevi ve Abbasi halifelerine karşı iktidarın meÅŸru sahiplerinin Åžii imamlar olduÄŸunu savunuyorlar.. ve kendilerini haksızlığa uÄŸramış olarak görmeye baÅŸlıyorlar.. Åžiiler, İmam geleneÄŸine baÄŸlı olarak inançlarını geliÅŸtiriyorlar. sünnilikten daha farklı olarak Åžii imamların söylemlerine ve eylemlerini  dikkate alıyorlar.. çeÅŸitliliÄŸe daha açık, esnek ve özgür iradeyi daha fazla benimsiyorlar..ancak  ÅŸiilik mezhebinin kendi içinde de çatışmalar eksik olmuyor..  farklı görüş ayrılıkları ile ayrı gruplar ortaya çıkıyor..  Åžiiler ve sünniler arasında devam eden çatışmalar 9. Yüzyılda yedinci imamın öldürülmesiyle yeni ve daha derin bir ayrılığı da ortaya çıkartıyor… öldürülen bu imamdan sonra  Åžiiler , vakti gelince yerine geçecek olan ve Alinin soyundan olacak olan  12.  imamın geleceÄŸine inanıyorlar..

 Kutsal Kum ÅŸehrindeki türbe ise,  Abbasi halifesi tarafından BaÄŸdat’da zindana atılarak öldürülen yedinci İmam Musa Kazımın kızı  Fatıme-i Masumenin  oluyor..Fatime-ı Masume aynı zamanda sekizinci  İmam olan Rıza’nın  kardeÅŸi oluyormuÅŸ..Abbasi halifesi Memun tarafından  Fatime-i Masume zehirlenerek acılar içinde öldürülmüş..  daha sonra Memun’un imam Rıza’nın da ölmesi için de gereken hazırlıkları yapmış ve zamanı gelince onu da acımadan öldürmüş.. hikaye anlatısının ardındaki çatışmaların derin olduÄŸunu görmemek mümkün deÄŸil..

 Kum ÅŸehrine akÅŸam hava kararırken vardık.. ÅŸehrin içine güvenlik nedeniyle turist otobüslerini sokmuyorlar..otobüsümüzü otoparkta bırakıp orada bekleyen ve akÅŸam vakti içinde kimsenin olmadığı belediye otobüsüne binip kutsal mekana gidiyoruz..profesyonel fotoÄŸraf makinasının yasak olması nedeniyle sadece cep telefonlarımızı yanımıza aldık….  otobüse kadınların arkadan  ve erkeklerden ayrı  binmesi kuralına uymadık tabii.. Otobüs bizi büyük bir meydanda bıraktı..ve kadınlar ile erkekler ayrılıp kadınlar özel arama ve çador giymek üzere güvenliÄŸe girdik.. kadınların hareketini kısıtlayan ve hiç alışık olmadığımız bu çadorlarla rahat hareket etmek imkansız..

  Türbeye girerken masanın önünde görevli beyaz sarıklı bir molla duruyor.. biz kadınlar olarak içeri giriyoruz.. erkeklere ise rehberleri sorulmuÅŸ ancak türküz ve müslümanız deyince  geçin demiÅŸler.. burası daha sakince ve dini inancın daha içten yaÅŸandığı bir türbe.. içeride Fatıma-ı Masume’nin türbesine doÄŸru yürüyoruz türbenin üzerinde parlak  altın iÅŸlemeler olduÄŸu görülüyor.. siyah çadorlu kadınlarla etrafı çevrilmiÅŸ durumda..bu kalabalığın içine girmeye cesaretim yok.. kimisi okuyor.. kimisi el sürüyor.. kimisi aÄŸlıyor..kimisi türbeyi öpmeye çalışıyor.. dev  bir alanda halıların üzerinde ellerinde dua kitapları ile sessizce okuyorlar, aÄŸlıyorlar..çocukları da yanlarında.. etraflarıyla ilgili deÄŸiller… türbenin içindeki altın iÅŸlemeler ihtiÅŸamlı.. yine Åžiraz’da olduÄŸu gibi tavanlar, duvarlar heryer ayna iÅŸlemelerle  kaplanmış.. türbe şıkır şıkır parlıyor.. FotoÄŸraf çekmemize izin verilmiyor. Görevli kadınlar uyarıyor..bu uhrevi dünyayla uyumlu olmamız isteniyor.. Türbenin dışının da yine diÄŸer yerlerde olduÄŸu gibi altından bir kubbesi akÅŸamın karanlığında sarı ışıklar altında parıldıyor.. gelen giden dua edenlerin hiç eksilmediÄŸi bu türbeden kadın olarak daha fazla etkilendiÄŸimi söyleyebilirim..

  Kutsal Kum ÅŸehrini geride bırakıp Tahran’ın ÅŸehir ışıklarını uzaktan görmeye baÅŸladık.. Tahran’da trafiÄŸin yoÄŸun olması nedeniyle oldukça geç bir saatte Tahran’a girdik..İran’da benzinin çok ucuz olması herkesin araba sahibi olmasını saÄŸlıyor.. bu da trafik sorununu beraberinde getiriyor..saatlerce trafikte kalabilirsiniz..   

Tahran, önceleri Selçukluların baÅŸkenti olan Rey ÅŸehrinin yanında çöl kenti görünümünde küçük bir yerleÅŸimken , Rey ÅŸehrinin MoÄŸollar tarafından yıkılması ile yavaÅŸ yavaÅŸ geliÅŸmeye baÅŸlamış..Tahran’ın bir kent olarak ortaya çıkması 18. Yüzyılda kurulan Kaçar hanedanlığı döneminde olmuÅŸ.. Daha önce İsfahan, Åžiraz gibi kentlerin geliÅŸmesinde hanedanların kurulması ne kadar önemli olmuÅŸsa Tahran’ın da geliÅŸmesinde Kaçar hanedanlığı önemli rol üstleniyor…Kaçar hanedanlığını  AÄŸa Muhammed han kurar. ZalimliÄŸi ile bilinen ve düşmanını iÅŸkenceler içinde öldürmektan zevk alan AÄŸa Muhammed han   ,hanedanlığın kurulması sırasında rakiplerine karşı öyle acımasız ve intikam içindeymiÅŸ ki  egemenliÄŸi altına aldığı insanlara iÅŸkence yapmaktan çekinmemiÅŸ.. kadınları ve çocukları askerlere köle yaparken, erkeklerin de gözlerinin oyulmasını emretmiÅŸ ve sepete atılan gözleri dahi görmek istemiÅŸ.. AÄŸa Muhammed’den sonra 19. Yüzyılda iktidarı gelen Nasureddin Han, Osmanlı İmparatorluÄŸu’nun BatılılaÅŸma serüvenine benzer ÅŸekilde, İran’ın da Avrupalı devletler tarafından sömürgeleÅŸtirilmesinde  önemli rolü olmuÅŸ.

  Tahran’ın görkemli bir kent olmasında Nasureddin Åžah’ın etkisi büyük olduÄŸu belirtiliyor.. Tahran, önceki haliyle dörtgen ÅŸekildeymiÅŸ ve bu dörtgen ÅŸeklin her iki yanının ortasında birer kapı bulunuyormuÅŸ..ÅŸehrin kuzeyinde bir kale ve ÅŸahın ikamet ettiÄŸi bir de saray bulunuyormuÅŸ..Nasureddin ÅŸah, 19. Yüzyılın ortalarından itibaren ÅŸehri, Napolyon’un Paris’te yaptığı yeniliklerden etkilenmiÅŸ ve Tahran’ı yeniden inÅŸa etmeye baÅŸlamış. Tahran sekizgen biçimli olarak geniÅŸletilmiÅŸ..ve 12 kapı yapılmış..ÅŸehrin savunma sistemi de Fransa- Prusya savaşı öncesi Paris modeline göre yapılmış..ÅŸehre yeni caddeler, meydanlar ,modern binalar da yapılmış .. Nasureddin ÅŸah, ÅŸehri inÅŸa ederken DoÄŸu  mistisizminin çekiciliÄŸini zedelemeden bunu yaptığı belirtiliyor..   

   AkÅŸamın karanlığında biraz da trafiÄŸin rahatlamasıyla Tahran’a giriyoruz.. İran’da baÅŸlayan yönetim karşıtı protestoların Tahran’da da devam ettiÄŸini öğreniyoruz..Aldığımız haberlere göre Tahran’da esnaf üç günlük kepenk kapatma kararı almış..böylece  Ä°ran’da baÅŸlayan  protestoları da  yavaÅŸ yavaÅŸ hissetmeye baÅŸladık..Tahran’da gezmek için çok fazla zamanımız yok. Ertesi akÅŸam Meshed’e gideceÄŸiz.. Tahran’daki tek günümüzde göreceÄŸimiz yerlerin başında Mücevher Müzesi geliyordu.. ancak müzenin korona salgınından bu yana kapalı olduÄŸunu öğrendik..müzeyi göremeyeceÄŸiz..bunun yerine Tahran’a çok yakın bir uzaklıkta bulunan ve Selçukluların ilk baÅŸkenti olan Rey ÅŸehrindeki  TuÄŸrul bey’in  mezar anıtını  görmeye gideceÄŸiz..TuÄŸrul bey, Selçukluların kurucusu ve ilk sultanı olarak tarihe geçmiÅŸ..

  Rey ÅŸehrine girince küçük bir kasaba gibi görünüyor..bir zamanlar ihtiÅŸamlı bir baÅŸkent havası ne yazık ki yok..Rey ÅŸehri, Selçuklular döneminde baÅŸkent yapılmış..imar faaliyetleri ile camiler , medreseler saraylar , kütüphaneler yapmışlar..burada görmeyi istediÄŸimiz TuÄŸrul Bey’in mezar anıtının ise  1000 yıllık olduÄŸu biliniyor..anıt  silindir biçimli olup tuÄŸladan yapılmış ancak görevli buradaki harcın , yumurta akı, devetüyü, alçı, granit taÅŸları gibi malzemelerin karılarak yapıldığını ve tuÄŸlaların arasına harç olarak konulduÄŸunu belirtiyor….yapı, duvar boÅŸluk, duvar boÅŸluk ÅŸeklinde yapılarak saÄŸlam bir ÅŸekilde günümüze kadar gelmiÅŸ büyük depremlerde bile bir ÅŸey olmamış..

  Mezarın içine girdiÄŸimizde silindir ÅŸeklinde yukarıya doÄŸru çıkan duvarlar ve en tepede genişçe gökyüzünü gören bir yuvarlak bir deliÄŸin  olduÄŸunu görüyoruz..  buradaki görevli bize burasının özelliklerini anlatıyor..anıtın mükemmel bir ses akustiÄŸine sahip olduÄŸunu gösteriyor.. ses çok güzel yankı yapıyor..bu silindir yapının bir baÅŸka ilgi çekici özelliÄŸi de, ayın belli zamanlarda yılda iki kez yukarıdaki yuvarlak deliÄŸin üstüne gelerek tam bir görüntü vermesiymiÅŸ..yani burasının bir rasathane gibi kullanılabildiÄŸini söylüyor.. Ayın yılda iki kez bu yuvarlağın üzerine gelmesi, İran’da kullanılan Hicri takvime göre oluyormuÅŸ..buna göre   ikinci ayın 14. Günü ile 10. Ayın 14. Gününde bu olay gerçekleÅŸiyormuÅŸ.. silindir kuleyi yapanlar nasıl yapmışlarsa ayın tam görüntüsü de alınabiliyormuÅŸ..burasının bir diÄŸer önemi de güneÅŸ saati olarak kullanılabilmesiymiÅŸ.. silindirin dışında etrafını çevreleyen  duvarlar 24 adet dilimler  ÅŸeklinde yapılmış. Dışarıya çıkıp güneÅŸ saatinin nasıl iÅŸlediÄŸine baktığımızda, güneÅŸin kaç tane dilimin üzerine geldiÄŸini sayıyoruz.. 10 tane dilimin üzerine güneÅŸin geldiÄŸini sayıyoruz.. birine ise daha az gelmiÅŸ.. saate baktığımızda, 10.04 olduÄŸunu gördük.. sistemin doÄŸru çalıştığına tanık olduk.. mevsimlere göre de güneÅŸin duvarda kalma zamanı ya kısalıyor yada uzuyor elbette..

  Anıtın dışındaki dilimlere bir kez daha aÅŸağıdan yukarıya doÄŸru baktığımızda ise, bir aslan görüntüsünü yakalıyoruz. Burnu aÄŸzı ve diÅŸleri olan bir aslan duruyor.. TuÄŸrul beyin mezarının ise bu anıtın içinde kapının üzerinde dikdörtgen bir alana gömülü olduÄŸunu da öğreniyoruz..

  TuÄŸrul Bey’in anıt mezarını bize gezdiren görevli ise çok dikkat çekici, bizim Türk olduÄŸumuzu duyunca zaten buradaki anıtın bizi doÄŸrudan ilgilendirdiÄŸi düşüncesini edindiÄŸini ve ÅŸevkle bize buranın özelliklerini anlatmaya baÅŸladığını hissettik.. diÄŸer yandan bu müze görevlilerinin buradaki ölü ÅŸahsiyete de duygusal baÄŸlandıkları ve bir ayaklı tarih görevi gördüklerini söyleyebilirim.. ÅŸimdiye kadar gördüğümüz pekçok müzede olduÄŸu gibi buradaki görevlinin de görevine bir yabancılaÅŸma hissetmediÄŸini ve hayatının bir parçası gibi bunu hissettiÄŸini gözlemleyebiliyorum. En son kapıdan çıkarken emekli olacağını ve kendisinin de bizim gibi gezmeyi istediÄŸini söylüyor..

  Rey ÅŸehrinden ayrılıp Tahran’a dönüyoruz..tam da öğleyin otobüsün içinde çarşı civarından geçerken etrafa dizilmiÅŸ insanların giderek kalabalıklaÅŸtığını farkettik…. birden ortalık hareketlenip çöp kovaları devrilmeye ve içleri yakılmaya baÅŸlanıyor.. sloganlar atılıyor ve uzaktan polislerin sesleri duyulmaya baÅŸlandı.. evet protestoların tam ortasındayız. Otobüs çok yavaÅŸ ilerliyor.. fotoÄŸraf çekmemeye çalışıyoruz.. yada kendimizi göstermeden çekmeye çalışıyoruz.. otobüs ilerleyip kalabalığın ortasından geçip gidiyoruz..

  Tahran’daki bir günlük gezi programında Arkeoloji müzesini gezme fırsatımız da oluyor ancak bu bir müze gezisi için yeterli deÄŸil elbette..çünkü müzede görülecek çok ÅŸey var..  Müze binası, Fransız Mimar Godart tarafından tasarlanmış..Bina, Sasani dönemindeki  eyvanları hatırlatıyor.. yığma tuÄŸla işçiliÄŸi ile yapılmış..müzede yeralan dikkatimi çeken buluntular arasında Ahamenidlere ait kabartmalar oldu.. daha önceki günlerde gezdiÄŸimiz Persepolis ÅŸehrindeki saray kabartmaları içinde, I. Darius’un Persepolis’ten getirilmiÅŸ paneli de var.. panelde , I. Darius tahtında oturuyor..arkasında oÄŸlu, I. Artaxerkes duruyor…Darius’un saÄŸ elinde otoritesini gösteren bir asa ve sol elinde ise adaleti sembolize eden yeni açmış bir çiçek bulunuyor.. Krala gelen delegasyon yuvarlak baÅŸlı olup  Med ülkesini temsil ediyorlar.. Bir elini aÄŸzına götürüş ÅŸeklinden saygı içinde olduÄŸu anlaşılıyor..diÄŸer kiÅŸinin elinde  ise getirdiÄŸi hediyeler vardır. En arkada bulunan iki Persli askerin ellerinde mızrak ve tütsü kabı bulunmaktadır.. Darius’un kısa boylu olduÄŸu tahta oturmak için ayaklarının altında yükselti yerleÅŸtirildiÄŸi de dikkati çekiyor.. Müzede ilgimi çeken ilginç bir buluntu da Tuz adam heykeli.. M.S. 3. Yada 4. Yüzyılda yaÅŸamış olan bir madenci öldüğünde tuzlu bir ortamda kalmış ve günümüze kadar fazla bozulmadan gelmiÅŸ.. Tuz adam isimli bu kiÅŸinin kafası ve bir çizmesi burada bulunuyor..yine önemli buluntular arasında gösterilen Kiros silindirinin taklidi Müzenin giriÅŸinde duruyor..aslı ise British Museumdaymış.. Kiros silindirinde Ahamenidlerin kurucusu Kral Kiros’un hükümdarlık ölçütlerini, Ahamenidlerin yönetim sistemini göstermesi açısından kendisinden sonra kimin geleceÄŸini soy sırasını göstermesi açısından önem taşıdığı bilinmektedir.. Müzenin diÄŸer kısımlarında ise, tarihleri 10. 11. Yada 12. Yüzyıllara kadar inen eÅŸi benzeri olmayan Mihraplar, üzerlerinde Kufi yazılar olan islami ahÅŸap eÅŸyalar  gibi pekçok eserin   olduÄŸunu görüyoruz.. müzede uzunca kalıp eserleri dikkatle incelemek tarihin tozlu sayfalarını aralamak olacaktır..

  Müze çıkışı öğle yemeÄŸini yemek için sokak yemekleri iyi bir alternatif olacak.. Tahran’da müzenin hemen yan tarafında bir sokak baÅŸtan baÅŸa küçük renkli kulübelerden oluÅŸan sokak yemekleriyle dolu.. ancak protestolar ve kepenk  kapatma nedeniyle sadece birkaç tanesi açık..köfte ,lavaÅŸ gibi malzemeler ile harikalar ortaya çıkıyor ancak İranlıların özenle bir iÅŸi yapma alışkanlıkları var sanırım hızlı yapma alışkanlıklarının olmaması kuyruk oluÅŸmasına neden oluyor doÄŸal olarak..yarım saat bekledikten sonra sonuç güzel oluyor..   Tahran’daki bu kısa bir günlük geziye çok ÅŸey sıkıştırdık…ancak en güzelini günün son saatlerine ayırdık..  son müze ziyaretimiz ise Gülistan sarayını  gezmek olacak.. Gülistan sarayının bahçesinde güller olması nedeniyle buraya Gülistan denilmiÅŸ. Sarayın dışardan rengarenk çini desenlerle görünümünün güzelliÄŸine hayran kalmamak elde deÄŸil.. Kaçar hanedanlığının Tahran’ı baÅŸkent yapmasıyla Gülistan sarayının önemi artmış..daha öncesinde içinde  saray olan  bir kale  iken Kaçar hanedanlığının hem yönetim merkezi hem de içinde yaÅŸadıkları mekan olmaya baÅŸlamış.. Gülistan sarayı, Kaçar mimarisinin en iyi örneÄŸi olarak ortaya çıkmış. Unesco Dünya mirası listesinde yerini çoktan almış bile.. Pehleviler zamanında ise, Gülistan Sarayı,  ÅŸehrin ortasında ve kamu binaları arasında sıkışıp kalmış.. bahçesinin  bir kısmı küçültülmüş ancak hala güzelliÄŸini ve ihtiÅŸamını koruyor.. sarayın birkaç bölümü var ve her birine de ayrı biletlerle  giriliyor..

  Sarayın terasında Mermer Taht avlusu  bulunuyor.. burada bulunan Mermer taht 1806’da Feth Ali ÅŸah tarafından yapılmış.  Mermer bir taht ve tahtın altında mermerden insan heykelleri tahtı omuzlamış olarak duruyorlar..Avlunun etrafındaki duvarlar çini süsleme sanatının en güzel örnekleri olarak yapılmış…yine bu avluda Mermer Taht’dan daha küçük bir baÅŸka avlu daha var..buranın ortasında bir havuz duruyor..Nasureddin ÅŸahın mezarı ve mezarın üzerinde de mermere Nasureddin ÅŸahın heykeli kazınmış..

  Gülistan sarayının içine girildiÄŸinde burası DoÄŸu egzotikliÄŸini insana hissettiriyor.. göz kamaÅŸtıran aynalar ile saraya girilmesi etkileyici olmaya baÅŸlıyor.. Nasureddin ÅŸahın Avrupa’ya gittiÄŸi zaman oradaki müzelerden etkilenerek saraya da müze kurulması yönünde baÅŸlattığı çabalar Tahran’da Gülistan sarayında  pekçok alanın müze olarak tasarlanmasını saÄŸlamış..bu müzelerde  hanedana ait mücevherleri, resimleri sergilemeye baÅŸlamış.. Sergilenenler arasında, Kaçar hanedanlarına gelen hediyeler , kiÅŸisel eÅŸyalar,  yabancı ülkelerden gelen hediyeler, Porselen mutfak eÅŸyaları  gibi pekçok hanedana ait eÅŸya bulunuyor..Gülistan sarayındaki bu salonlar Pehleviler zamanında da  kullanılmış.. Åžah Rıza Pehlevi’nn tahta çıkış merasimi , Resmi yemeklerin yapılması gibi birçok ÅŸekilde vazgeçilmeyen mekanlar olmuÅŸlar..

  Sarayda sergilenenlerin dışında diÄŸer  etkileyici olan tarafı, sanatsal tasarımları oluyor.. ayna sanatı, çini iÅŸlemeler, alçı, mermer oyma ve iÅŸlemeleri sarayda yapılan en güzel örnekler olarak karşımıza çıkıyor..sarayın en çok etkilendiÄŸim kısmı ise, tam bir 1001 gece masallarını hatırlatan DoÄŸu egzotikliÄŸini yaÅŸatan kısmı olan GüneÅŸ sarayı oldu.. buraya Åžems-ül İmare de denilirmiÅŸ..Nasureddin ÅŸah burayı Avrupa’daki yüksek binalardan etkilendiÄŸi için yüksek katlı olmasını istemiÅŸ ve beÅŸ katlı olarak yapmış.. burada birbirine eÅŸit iki kule, kulelerin arasında ise bir saat kulesi duruyor… sarayın bir de balkonu da var. Nasureddin ÅŸah, buradan Tahran’ı seyredermiÅŸ..GüneÅŸ sarayının dış cephesi diÄŸer bölümlerden farklı..dışında renkli çiniler olaÄŸan bir ÅŸekilde dururken bunların arasında renkli vitraylar, ahÅŸap kafesli pencerelerle süslenmiÅŸ.. içine girince, hafif loÅŸ bir ortamda tavanın ayna iÅŸlemeleri pırıldıyordu. Pencerelerde de   renkli vitraylardan  ışığın renkli ve loÅŸ olarak süzüldüğünü görüyorsunuz.. duvarlardaki boyama sanatı görülmeye deÄŸer masal havasını veriyor..sarayın bu bölümü bana  İran’ın nasıl bir sanat ve estetik kültürüne sahip olduÄŸunu anlattı…bu bölümün sarayın diÄŸer taraflarından ayrı bir ücretle girildiÄŸini belirtelim..

  Tahran’daki  Azadi meydanını protestolar nedeniyle gezmek mümkün olamadı..sadece giderken fotoÄŸrafını çekebildik.. Özgürlük anıtının farsça adı, Burce Azadi. Ancak asıl adı özgürlük deÄŸil, Åžahyad anıtıymış..İran islam devriminden sonra Åžah’a ait herÅŸey deÄŸiÅŸtirildiÄŸi gibi bu anıtın da adı deÄŸiÅŸtirilmiÅŸ..Anıt ters Y ÅŸeklinde bu tasarım ile İran’ın İslamiyet öncesi dönemine ait AhameniÅŸ ve Sasani mimarisinden esintiler taşıyormuÅŸ.. İsfahan’dan getirtilen beyaz mermerle yapılmış.. Åžahyad anıtı Pers imparatorluÄŸunun kuruluÅŸunun 250.. yılı kutlamaları kapsamında ’71 de açılmış..anıtın yapılış amacı ise, ülkenin yeniden diriliÅŸinin sembolü olması ve modern İran’ın Pehleviler döneminde saÄŸladığı baÅŸarıların gelecek kuÅŸaklara hatırlatılmasıymış.. ancak İran islam cumhuriyetinin kurulmasıyla anıtın adı özgürlük anıtı olarak deÄŸiÅŸtirilmiÅŸ..

  Tahran’dan ayrılıyoruz. İran havayolları ile Meshed’e gitmek üzere Tahran havaalanına gidiyoruz..

Kaynaklar:

Rehber; Pembe Özdemir, 1001 istanbul Tur

İran Rehberi; Nazlı Elmi.

Zafer bozkaya- İran gezi rehberi

Fazlı Bulut- İran:Gül,Bülbül  ve Åžiir Ülkesi.

Michael Awworthy- İran: Aklın imparatorluğu, Zerdüştden günümüze iran tarihi.

V.V.barthold- İran tarihi Coğrafyası.

Lonely Planet-İran

Nimet yıldırım- iran Kültürü

Nurullah Turan-Selçuklu Başkenti;REY

https://apochi.com/attractions/kashan/fin-garden/

DOÄžU’NUN KALBİ; İRAN 4

İsfahan; Dünyanın yarısı

   Yezd’den İsfahan’a doÄŸru yolculuÄŸumuzda , Unesco dünya mirası listelerinde yeralan Meybod ÅŸehrine ve buradaki İpekyolu üzerindeki kervansarayı görmeye gidiyoruz..

 Meybod ,Yezd’in  50 km kadar kuzeyinde,  1800 yıllık eski bir kentmiÅŸ..kervansaray yapılmadan önce Çaparhane dedikleri küçük bir bina yapılmış..buraya gelen atlı postacılar atlarını su içip dinlendiriyorlarmış..bina atlı posta taşıyıcılarının ihtiyacını karşılarken, daha sonraları buraya gelen kervanların dinlenip güvende kalmaları için bir kervansaray  haline getirilmiÅŸ.. Kervansarayın içinde suyun temin edildiÄŸi aÅŸağıya merdivenle inilen ve halen düzgün bir ÅŸekilde iÅŸleyen bir yapıyı görüyoruz. Burada aklımıza hemen eski çeÅŸmelerin etrafında çöp yada kırık dökük yapılarla karşılacağımız gelir.. böyle olmadı ve düzgün iÅŸleyen bir sistemin olduÄŸunu gördük.. Kervansarayın içi ise çeÅŸitli dokuma atölyelerine tahsis edilmiÅŸ küçük dükkanlar ÅŸeklinde duruyor..burada el iÅŸleri dokumalar, ipek ÅŸal, kilim gibi oldukça deÄŸerli ve zarif iÅŸler satılıyor..  Meybod ÅŸehri aynı zamanda seramik eÅŸyaların, tabak çanak atölyelerinin de olduÄŸu tarihi bir yer.. üzerleri zarif iÅŸlerle boyanmış tabak , çanak v.s. atölyelerin satış dükkanları var..Buraya girince çıkmak bir hayli zor oluyor..ayrıca yine yol üzerinde bir baÅŸka atölye de ise, deve tüyünden yapılan renkli kilimlerin yapıldığını görüyoruz.. Yolun tarihi İpek yolu olduÄŸunu ve halen devam eden dokuma iÅŸlerinin günümüzde de sürüp gitmesini olaÄŸan karşılıyorum.

  Yolumuzun üzerinde bizi yine tarihin derinlerine iten bir baÅŸka yer, Naein ÅŸehri oluyor.. burada  Ä°lhanlılar zamanından günümüze kadar gelen mescid karşımızda duruyor..Mescide girdiÄŸimizde,   zamanda yolculuÄŸa baÅŸlıyoruz.. Mescidin  tarihi, 950 yılında yapıldığı biliniyor.. o zamandan bu yana 1070 senelik bir tarihle sapasaÄŸlam olarak karşımızda duruyor..burası önce küçük bir oda ÅŸeklinde kubbesiz tek minareli bir camiymiÅŸ minarenin boyu, 28 metre merdivenleri de 74 basamaklıymış….Selçuklular da burayı bir süre kullanmışlar ancak esas olarak mescid ÅŸiilerin eline geçmiÅŸ..avlunun arkasında kalan sütün ve mihraba yakından baktığımızda, sütünların üzerinde alçı oyma iÅŸlerinin olduÄŸunu görüyoruz.. bu iÅŸlerin İsfahan’daki İlhanlılara ait Olcaytu türbesinde kullanılanlarla benzer oldukları ancak alçı oyma iÅŸlerinin burada 300 sene önce baÅŸladığını öğreniyoruz..mihrabın üzerinde ise, İlhanlılara ait olduÄŸu bilinen mitraizm sembollerini, lotus ve nilüfer çiçeklerini, üzüm salkımlarını , svastika motiflerini  görüyoruz.. Mescid daha sonra büyütülmüş avlusunda 4 tane sütun ve her sütunun üzerinde farklı bir desen bulunuyor. ..burasının bir Zerdüşt tapınağı olduÄŸu tahmin ediliyor.. alt kata inince yeraltında çok büyük bir alanda ateÅŸin yandığı yerleri görebiliyoruz.. kadın ve erkeklerin daha o zamanlarda ayrı çıkışları olduÄŸunu öğreniyoruz.. yeraltını aydınlatmak için yukarıya ÅŸeffaf , ışık geçiren mermerler konulmuÅŸ..aÅŸağıda ışıkları kapatınca aydınlanmanın gayet iyi olduÄŸunu gördük..ayrıca yeraltında çile odaları da bulunuyor..buraya inen kiÅŸinin devamlı olmasa da belli zamanlarda odaya girip tefekkür yaptığını öğreniyoruz.

   Bu tarihi Cuma mescidinden ayrılıp tekrar İsfahan’a gitmek üzere yola düşüyoruz..AkÅŸam ışıklarında İsfahan’ın köprülerinin sarı ışıkları  gözüküyor.. parklarıyla, geniÅŸ caddeleriyle İran’ın en gösteriÅŸli ve tarihi ÅŸehirlerinden birini görmenin heyecanı içindeyiz..   Ä°sfahan, Zagros daÄŸlarının eteklerinde kurulmuÅŸ 2500 yıllık tarihe sahip  bir ÅŸehir..    Ä°sfahan kenti denilince aklımıza muhteÅŸem  camileriyle , NakÅŸ-ı Cihan meydanı ve  köprüleri geliyor.. islami mimarinin en görkemli ve etkileyici örneklerinin bulunduÄŸu bir ÅŸehir olarak fazlasıyla ilgiyi çekiyor..bu görkemli  ÅŸehri kuran , Safevi devletiydi.. Tarihe inip Safevileri ve İsfahan’ı nasıl inÅŸa ettiklerine bir bakalım..    İsfahan kentinin tarihinde Safevi devletinin özellikle de Åžah Abbas’ın önemli rolü vardır.. kentin bugüne kalan tarihi binalarının pekçoÄŸunun 16. Yüzyılda kurulan Safevilere ait olduÄŸu ve Åžah Abbas tarafından inÅŸa edildiÄŸini öğreniyoruz.. bununla beraber İsfahan , tarihte ilkönce Sasaniler tarafından kurulmuÅŸ bir ÅŸehir.. daha sonra Arapların eline geçiyor.. 11. Yüzyılda ise Selçuklular tarafından ele geçirilmiÅŸ ve bu dönemde  parlak günler geçirmiÅŸ.. Selçuklu sultanı MelikÅŸah ve veziri olan Nizam-ül mülk , ÅŸehirde medreseler, mescitler, çarşılar yaparak ÅŸehri  geliÅŸtirmiÅŸler.. İran’ın en güzel mescidlerinden  olan Cuma mescidi bu dönemde yapılmış..yine, ünlü ÅŸair, matematikçi ve astronom olan Ömer Hayyam için de bir rasathane yapılmış..Kısacası MelikÅŸah döneminde İsfahan, bir bilim, sanat, kültür ve ticaret merkezi olmuÅŸ..Selçuklulardan sonra 13. Yüzyılda İsfahan MoÄŸolların eline geçmiÅŸ ve yaÄŸmalanmış…. 16. Yüzyıl sonrasında ise Safevilerin hakimiyeti baÅŸlıyor ve Åžah Abbas’la birlikte İsfahan baÅŸkent yapılarak    yeniden inÅŸa edilir.. büyük bir ÅŸehre dönüştürülür..meydanlar, çarşılar, medreseler yapılır..ticaretin geliÅŸmesi için Ermeniler baÅŸta olmak üzere gayrimüslimler desteklenir…Åžah Abbas döneminde İsfahan’ın yeniden yapılmasıyla ortaya çıkan yeni ÅŸehir karşısında ‘İsfahan dünyanın yarısıdır’ ifadesi kullanılmaya baÅŸlanır..  Åžah Abbas’la baÅŸlayan İsfahan’ın ticaret hayatının canlanması özellikle devlet tekelinde bulunan ipek dokuma atölyeleri ile doruÄŸa çıkar..kumaÅŸlar ve daha pekçok ürün İran’ın dışına gönderilir..diplomasi ile birlikte üretim ve ticaret hayatı yoÄŸunlaşır..Avrupa’yla temas da büyük ölçüde artmaya baÅŸlar..Safevilerin kültür ve zenginliÄŸi , tüccarların, misyonerlerin ve gezginlerin sayılarının artmasıyla da  giderek  Avrupa’ya yayılır..

  Tarihin sayfalarını bir tarafa bırakıp , İsfahan’ın akÅŸam görüntüsüne bakalım..

  İsfahan’ın gece en etkileyici görüntüsü Zayenderud nehri üzerinde duran sarı ışıklarla donatılmış köprüleri oldu.. Zayenderud  nehri daÄŸlardan gelip daha ilerde Tuz bataklıklarında kayboluyor…nehir üzerinde 11 tane köprü yapılmış..en eskisi, Sasaniler döneminde yapılan Åžehristan köprüsüymüş..diÄŸer köprüler ise Safeviler döneminde yapılmış..köprüler aynı zamanda bir baraj görevini de görüyorlar..böylece Nehrin sularının biriktirilip gereken zamanda kullanılması mümkün olabiliyormuÅŸ..yine bazı önemli tören ve ÅŸenlikler de  köprülerin üzerinde düzenleniyormuÅŸ..diÄŸer zamanlarda  ÅŸimdi olduÄŸu gibi halk piknik, eÄŸlence için köprüleri kullanıyorlar.. Yine de nehrin üzerine yapılmış köprüler gece sanki nehir akıyormuÅŸ hissini veriyor…Khaju köprüsünün fotoÄŸrafını çekelim derken kendimizi köprünün alt katında ÅŸarkı söyleyip eÄŸlenen insanların arasında buluyoruz. burada İnsanların sıcaklığı ve samimiyeti ile bizim onları belgelememiz hiçbir sorun olmuyor.. aileler gençler bir piknik havasında köprünün altında halılarını serip oturmuÅŸlar gece eÄŸlencesi yapıyorlar..  Ã§ok hoÅŸ bir ortam..gençler hafif isyankar, kızlar ve erkekler flört ediyorlar..ve kızlar baÅŸlarını açma , başörtüsünü indirme gayretleri içindeler.. Khaju köprüsü, İsfahan’daki güzel mimari yapılardan biri..bu köprü tarihin bir döneminde ÅŸehirde yaÅŸayan Zerdüştlerin yaÅŸadığı Khaju mahallesini karşıya baÄŸlıyormuÅŸ..burası iki katlı olup üst katta yayaların yürüdüğü tavanlı koridorlar yapılmış.. bu koridorlarda  küçük odalar ve içinde erotik resimler de varmış..Åžah Abbas köprünün ortasında kendisine ait bir bölüm yaptırarak buraya seyir odaları yaptırmış..buradan  nehir ve ÅŸehir manzarası seyredilirmiÅŸ..Khaju köprüsü aynı zamanda baraj iÅŸlevi de görüyor..köprünün altındaki bent kapakları kapatılıp biriktiriliyor sonra sulamada kullanılıyormuÅŸ..köprünün aÅŸağıya doÄŸru uzanan kısmında düz bir platform ve bu platformdan aÅŸağıya doÄŸru inen basamaklar yapılmış..sular azaldığında halkın çoÄŸu burada oturup dinleniyormuÅŸ..   Zayenderud nehri üzerindeki diÄŸer köprü ise, Si-o Se Pol köprüsü..İsfahan’ın en önemli köprüsü oluyor..köprü 17. Yüzyılda Åžah Abbas döneminde yapılmış.. köprünün sağında ve solunda otuzüç tane kemer bulunduÄŸundan 33 kemerli köprü de deniliyor..uzunluÄŸu 298 , geniÅŸliÄŸi ise, 14 metreymiÅŸ..köprünün ortasından kervanların geçmesi için uygun geniÅŸlikte bir yol bulunuyor..burası trafiÄŸe kapatılmış yayaların yürüyüş yolu olarak kullanılıyor..yayaların güneÅŸten korunmaları için köprünün iki tarafını  üstü kapalı koridorlar ÅŸeklinde yapmışlar..bu koridorlarda nehre bakan cephelerinde yüksek kemerli önü açık, küçük odalara açılıyor..19.yüzyıla kadar bu odalar erotik resimlerle süslüymüş bugün erotik   resimler yok tabii ki..  köprüyü kalabalık modern genç erkek ve kızların  arasından bir baÅŸtan bir baÅŸa yürüyüp geçiyoruz…

   Ä°sfahan’ın tarihine yolculuÄŸumuz Ermeni Venk kilisesiyle baÅŸladı..İsfahan’da Ermeniler Yeni Culfa denilen bir mahallede oturuyorlar.. burada kiliseleri, müzeleri bulunuyor.. Venk Katedrali Yeni Culfa’da 13 Ermeni kilisesinin en büyüğü ve en etkileyici olanı..Burada kiliseye de Venk deniliyor..

 Ermenilerin burada nasıl bulundukları , hikayelerinin nasıl baÅŸladığı sorusunun cevabının, Safevi devleti ve Åžah Abbas’ın politikalarında olduÄŸunu  söyleyebiliriz..

  Safevi devletinin Osmanlı ile girdiÄŸi rekabet ve savaşında Åžah Abbas her türlü stratejiyi denemeye kararlıdır. Bu stratejilerden biri de, Osmanlıların ekonomik olarak çökertilmesi için  Anadolu’da yaÅŸayan Ermenileri İran’a göçe zorlamak olmuÅŸtur….yerlerinden edilen Ermeniler, İran sınırına yakın İpek yolu tacirlerinin elinde olan Culfa’ya yerleÅŸip zamanla  iyi birer İpek  taciri olurlar..ancak Åžah Abbas’ın Osmanlı ile rekabeti ve politikaları durmaz.. Osmanlı devleti ile savaÅŸmanın bir baÅŸka yolu olarak  İpekyolu ticaretinin ele geçirilmesi gerektiÄŸi bilincindedir. Bu amaçla Culfa’daki  Ermenileri İsfahan’a yerleÅŸtirmeyi düşünür ve bu düşüncesini de gerçekleÅŸtirir. .. Åžah Abbas bir yandan da İsfahan’ı güzelleÅŸtirme, yeni bir ÅŸehir kurmaya çalışmaktadır…bunun için de Ermeniler , ermeni zenaatkarlar özellikle önem taşırlar..  Ermenilerin  Ä°sfahan’da yerleÅŸmesi önem taşımaya baÅŸlar.. Åžah Abbas ermenileri İsfahan’a yerleÅŸtirirken, hem ipek ticaretini iyi bildikleri için,  hem ÅŸehrin imar iÅŸlerinde çok iyi usta ve zenaatkar oldukları için ve hem de tarıma elveriÅŸli topraklarda hünerli oldukları için  tercih eder…Böylece Ermeniler yerleÅŸtikleri Culfa’dan çıkıp, Åžah Abbas’ın emriyle İsfahan’a gelirler..geldikleri yere de Yeni Culfa derler..ancak yeni Culfa’ya yerleÅŸenler  sadece İpek tacirleri olur diÄŸerleri ÅŸehrin içinde kalırlar… Åžah Abbas onlara geniÅŸ bir hoÅŸgörü saÄŸlar…dinlerinde özgür olmalarını,  kendi kilise ve manastırlarını kurmalarına izin verir..kısa sürede İpek piyasasına hakim olan ermeni tüccarlar İran’ın ipek ticaretinde rakiplerinin önüne geçerler..yeni Culfa mahallesi o zamandan günümüze gelene dek Ermeni mahallesi olma özelliÄŸini korumuÅŸ.. İran’da ermeni  kadınlara başörtüsü zorunluluÄŸu bulunmuyormuÅŸ.. Ermeniler kendi alfabelerini kullanabiliyorlar..kendilerine ait okulları da var..İran’da resmi azınlık olarak kabul ediliyorlar..

  GirdiÄŸimiz Venk katedralinin tarihi de buraya yerleÅŸme tarihleri olan  17. Yüzyıla kadar gidiyor..Kilisenin önünde bir çan kulesi duruyor..katedralin içinde ise rengarenk boyanmış resimlerle Hristiyanlık anlatılarını görüyoruz.. bu anlatılar içinde dikkatimizi çeken bir tablo da mahÅŸer günüyle ilgili… burada öldükten sonra insanların mahÅŸer gününde biraraya gelmeleri anlatılmış.. günahları olanların bir delikten aÅŸağıya en alta gittiklerini , altta cehennem de ise, üst üste yığılmış insanlar bir kaos halinde duruyor..ortada ise arafta kalanlar bulunuyor..duvarlardaki renklerin güzelliÄŸinden  başım dönüyor ve adeta sarhoÅŸ gibi duvarları izlemeye çalışıyorum..

  Kilisenin yanında Ermenilere ait bir etnografya müzesinde tarihten bu yana Ermenilerin günlük yaÅŸamlarına iliÅŸkin çeÅŸitli nesneler, evlilik düğün törenleri , gibi adetler sergileniyor. Tanınmış sanatçı, iÅŸ adamı , siyasetçi gibi ermeni ÅŸahsiyetlerinin heykellerine de yer verilmiÅŸ..bir de kütüphanesi  bulunuyor..Bir diÄŸer müzede soykırım müzesi, burada Anadolu’da soykırıma uÄŸramış Ermeniler ve bulundukları yerlerin haritası yapılmış.. belgeler, fotoÄŸraflar ve filmler sergileniyor..  

İsfahan ÅŸehrine islami kimliÄŸi  veren yapıların başında Cuma mescidi geliyor. Mescidin tarih boyunca İsfahan’da kurulan iktidarlarla birlikte geçirdiÄŸi deÄŸiÅŸimler,yıkılıp tekrar yapılması ile  mescidin adeta bir islam mimarlığı müzesi olarak kabul etmek yanlış olmaz..MoÄŸollardan, Selçuklulara , Safevilere kadar gelen 900 yıllık tipik islami mimari özelliklerinin  ,geometrik, kufi  desenlerin bulunduÄŸu büyük bir müzedeyiz..   Cuma mescidi İran’ın hem en eski hem de kapladığı 22.000 metrekarelik alanla en büyük mescidi olduÄŸu biliniyor.. mescidin  diÄŸer bir özelliÄŸi ise, tuÄŸla ile yapılmış olması..

  Mescidin dört eyvanlı ana avlusunun ortasında Mekke ve Kabeyi temsil eden bir abdest alma  Ã§eÅŸmesinin durduÄŸunu görüyoruz..burası, hacca gidecek olan hacıların gitmeden önce buraya gelip etrafında döndükleri ve bir nevi hac denemesi yaptıkları bir yermiÅŸ..

  Mescidin tarih içinde pekçok deÄŸiÅŸim geçirdiÄŸini söyledik..  öncelikle mescidin bulunduÄŸu yerde bir Zerdüşt tapınağının olduÄŸunu söyleyelim..Arapların İran’ı istila etmelerinden sonra Zerdüşt tapınağının yerine bir mescid yapılmış..X. yüzyılda ise mescid geniÅŸletilmiÅŸ..zaman içinde deÄŸiÅŸen iktidarlarla birlikte yanıp yıkılan ve tekrar yapılan mescid bugüne kadar saÄŸsalim gelebilmiÅŸ..Selçuklular burayı 11. Yüzyılda dört eyvanlı camii olarak yapmışlar ve uygulanan ilk islami mimari özelliÄŸe sahip camii oluyor.. mescidin içine doÄŸru girdiÄŸimizde çok büyük bir alan içinde olduÄŸumuzu adeta bir futbol sahası büyüklüğünde bir mescit içinde olduÄŸumuzu görüyoruz..yer yer harap olmuÅŸ kısımlar var.. sütunlar bir orman gibi etrafımızda dönüp duruyor ve sütun sokaklarından geçip güney kısmına doÄŸru ilerliyoruz.. içeride bir mescidin içinde olması gereken halı v.s. pek yok. Eski yapı olduÄŸu için belli yerlerde ibadet yapılıyor olmalı..zaten mescidin içi oldukça harap ve ziyarete de pek izin verilmiyormuÅŸ ..rehberimiz ricalarla açtırdı..bir de fazla turist kalabalığının olmaması oldukça iÅŸe yaradı diyebilirim..

  Mescidin içinde Güney kısmına doÄŸru geldiÄŸimizde, Cuma mescidinin en büyük kısmına gelmiÅŸ oluyoruz.. burada tepemizde koni ÅŸeklinde dev bir kubbe duruyor..çok büyük olmayan ancak çok yüksek bir kubbe ile kendimizi içerde küçülmüş hissediyoruz.. içerisi Selçuklu mimarisinin sanatıyla yapılmış..iÅŸte ÅŸimdi burada Selçuklu veziri  Nizam-ül Mülk’ün mescidindeyiz.. sade kubbelerin 30 metre yükseklikleri ile Allah’a daha yakın olmayı isteyen bir mimarinin içindeyiz.. kubbenin diÄŸer bir özelliÄŸi de islami mimaride ilk çift katmanlı kubbe olmasıymış..Nizam-ül mülk Cuma mescidinin içinde kendisi için yaptırdığı bu mescidi 1086-87 tarihlerinde yaptırmış..

   Mescidin kuzeyine doÄŸru geçtiÄŸimizde, burada daha gösteriÅŸli bir baÅŸka mescid daha bulunuyor..Burası Selçuklu veziri Tac-ül Mülk’e ait bir mescit..iki vezir arasında kıyasıya rekabetin olması , çekememezlikler ile baÅŸlayan savaÅŸ, Tac-ül Mülk’ün vezirliÄŸi eline geçirmesi ile sonuçlanıyor.. Tac-ül Mülk de kendine Cuma mescidi içinde bir mescid yaptırıyor ve Nizam-ül Mülk’ün mescidinden daha güzel olması için de özellikle uÄŸraşıyor..ortaya çıkan mescid oldukça gösteriÅŸli ve bir sanat eseri oluyor..

   Cuma mescidinin batı tarafında bulunan ve mescidin en deÄŸerli tarih ve sanat hazinesi olan İlhanlılar döneminde sultan Olcaytu’nun türbesine giriyoruz.. Türbe, 14. Yüzyılda mescidin içine yapılmış bir mihrap ÅŸeklinde duruyor..Türbenin tarihi deÄŸeri nedeniyle Unesco Dünya mirası listesinde yeraldığını biliyoruz. Dünyada kalan çok nadir eserlerden biri olan türbenin üzerinde alçı kabartma olarak yapılmış  kurandan alınan alıntılar, tavandaki geometrik desenlerin  olduÄŸu görülüyor..

  Mescidler ilk yapıldıklarında birbirlerinden ayrı duruyorlarmış ancak safeviler zamanında yeni yapılarla birleÅŸtirilmiÅŸ ve ortaya çok büyük bir avlusu olan bir mescid çıkmış..

    Ä°sfahan’ın dünyanın yarısı olduÄŸu tanımlaması, bir zamanlar ÅŸehrin kalbinin attığı NakÅŸ-ı Cihan meydanı nedeniyle yapılmış..Meydan  tarihi özelliÄŸi ile bugün Unesco Dünya mirası listesinde bulunuyor..    Åžah Abbas  İsfahan’ı yeniden inÅŸa etme projesi kapsamında eskiden Cuma mescidinin yanında olan ÅŸehir meydanını buraya kaydırarak kendi gücünü, iktidarını bu meydanda  göstermek istemiÅŸ.. 16. Yüzyılda NakÅŸ-ı Cihan   yapıldığı zaman el sanatları ve mücevhercilerin bulunduÄŸu bir meydan olması nedeniyle bu ad verilmiÅŸ…meydanın bu ismi daha sonra Pehleviler zamanında ÅŸah meydanı , islam devrimi ile günümüzde İmam meydanı olarak deÄŸiÅŸtirilse de, daha çok NakÅŸ-ı Cihan adı  kullanılıyormuÅŸ.. diÄŸer bir yorumda ise, NakÅŸ resim anlamına geldiÄŸinden meydanın ismi dünyanın resmini temsil eden meydan demekmiÅŸ..

   Meydan çok büyük yapılmış, bugün Pekin’deki Tiananmen meydanından sonra dünyanın ikinci büyük meydanı oluyor.. dört tarafı  kemerli dükkanlarla çevrilmiÅŸ, dükkanlar, meydanın dışına taÅŸmadan ve meydanda görüntü kirliliÄŸi oluÅŸturmadan  zarif bir ÅŸekilde geleneksel sanatların satışının yapıldığı yerler…içeriden ise dar bir koridor etrafına dizilmiÅŸ karşılıklı dükkanlar ÅŸeklinde diziliyorlar..  Kapalıçarşının daha geleneksel kısmında atölyelerin de bulunduÄŸunu ve diÄŸer kısımlara göre daha ucuz satışın yapıldığı anlaşılıyor.. kapalı çarşı bir doÄŸu çarşısının tipik özelliklerini gösteriyor.  Renkli ipekli dokumalar, halılar, bakırlar, seramikler, mozaikler, minyatürler  ve daha birçok ÅŸey..sıkı pazarlıkların yapıldığına da tanık oluyoruz..

  Meydana baktığımızda, büyük dikdörtgenin üzerinde bir tarafında üzerinde İran bayraklarının dalgalandığı  büyük bir havuz bulunuyor. ortada ise faytonlar müşteri bekliyor.. akÅŸam üzerinin gençleri turistlerle İngilizce konuÅŸmaya çalışıyorlar..fotoÄŸrafçılar da son müşterilerini bulma savaşındalar.. bu manzaralar ile etrafını dolaÅŸtığımız meydan tarihten bu yana etkisini kaybetmemiÅŸ..

  NakÅŸ-ı cihan meydanına daha yakından tarihe dönerek bakalım ÅŸimdi.. Safeviler dönemine gittiÄŸimizde,  Åžah Abbas NakÅŸ-ı Cihan meydanını inÅŸa ederken aynı zamanda kendi iktidarını da en ihtiÅŸamlı bir ÅŸekilde gösterecek ÅŸekilde saray, mescit ve dükkanlarla birlikte düşünmüş..

   NakÅŸ-ı cihan meydanı, etrafı iki katlı kemerli binalarla çevrilmiÅŸti..dükkanlar ise o zamanlarda zemin katta bulunuyordu..Meydanın kapalıçarşısına giriÅŸ, uzak kuzey tarafından ihtiÅŸamlı bir kapı olan Kayseriyye kapısından yapılıyordu..

  Åžah Abbas, meydanın dört bir tarafına da kendi ihtiÅŸamını gösteren anıtsal yapılar  inÅŸa etmiÅŸ.. Meydanın güney kenarına dev kubbeli bir ÅŸah mescidini inÅŸa etmiÅŸ..Mescidi meydanda simetri oluÅŸturması için Kayseriyye kapısının karşısına yaptırmış..Mescidin özelliklerinden biri, doÄŸal bir ses sistemine sahip olması..kubbenin hemen altına gelen bir yerde yapılan konuÅŸmalar mescidin her tarafına yayılabiliyormuÅŸ..bu yer siyah bir mermerle iÅŸaretlenmiÅŸ..buradan çıkan  normal bir ses 49 defa yankılarmış insan kulağı ise bu yankıların sadece 12 tanesini duyabilirmiÅŸ. Mescidin içindeki mihrabın hemen yanında 14 basamaklı mermer bir minber bulunuyor..minberin basamak sayısı Hz. Muhammed, Hz Fatma ve 12 İmamı temsil ediyormuÅŸ..Mescidin içindeki çini desenlerin yapılmasında hızlı bir teknik kullanılmaya baÅŸlanmış.. çinilerin boyanmasında yedi renk olan, koyu İran mavisi, açık Türk mavisi, beyaz, sarı, yeÅŸil ve altın sarısı rengi (heft rengi) iÅŸlenerek fırına verildikten sonra yerlerine yerleÅŸtiriliyor ve sonra gerekli renkler kazınarak istenen desen elde ediliyormuÅŸ.. bu teknik daha sonra İran mimarisinde yaygın bir ÅŸekilde kullanılmaya baÅŸlanmış..bu mescid de diÄŸerleri gibi Unesco dünya mirası listesindedir..  

Åžah Abbas, NakÅŸ-ı Cihan Meydanının doÄŸu kenarına ise, ÅŸeyh Lütfullah mescidini yaptırmış..Åžeyh Lütfullah, Åžah Abbas’ın kayınpederi yani eÅŸinin babası oluyor. Lübnan’dan getirilmiÅŸ bir din adamı olan Åžeyh, imam mescidindeki medreselerin başına geçiyor..ve onun adına bu mescidi inÅŸa ettiriliyor. Mescidin özelliÄŸi, minaresinin ve avlusunun olmaması..Åžah Abbas bu mescidi yaparken aynı zamanda saraydaki kadınların da namaz kılmaları için yaptırmış.. kadınların mescide gelip giderken meydandaki ahali tarafından görülmemeleri için Ali Kapu sarayından gizli bir tünel açtırmış..ancak bu tünel artık kullanılmıyor..Mescidin içi adeta bir kadın zarafetine uygun bir ÅŸekilde ince iÅŸleme çini süslemeler ve yüksek kubbe ile mimari detayların birleÅŸtiÄŸi bir mücevher kutusuna benzetilmiÅŸ.. mescidin inÅŸaatının  17 yıl, süslemeleri ise 20 yıl sürmüş olması mescide ne kadar özenildiÄŸini gösterir..

   Åžeyh Lütfullah mescidinin   karşısında ise, güneybatıda bulunan imparatorluk sarayının eyvanı olan Ali Kapusu sarayı bulunuyor.. Ali Kapu, yüksek kapı yada yüce kapı anlamına geliyor..Osmanlılar da İranlılara özenerek 18. Ve 19. Yüzyıllarda Dersaadet’de devlet iÅŸlerinin görüldüğü yere Ali Kapu’yla aynı anlama gelen Babıali demiÅŸler..Ali Kapu’da 12 tane ahÅŸap sütun ve ortada mermer bir havuz duruyor…Åžah Abbas iktidar döneminde herkesten şüphe duyan biri olarak gizli dinleme sistemi geliÅŸtirmiÅŸ..bu kapıda özel bir  yankı sistemini kurarak gizlice Nevruz bayramında buraya gelen elçilerin kendi hakkında konuÅŸmalarını dinleyebiliyordu.. Ali Kapu’nun saraya dönüşmesi uzun yıllar almış. Åžah Abbas zamanında saray dördüncü kata kadar yapılmış ancak daha sonra da katlar arttırılmış.. en üst kat NakÅŸ-ı cihan meydanına bakıyor.. Åžah Abbas önemli misafirlerini bu balkonda ağırlayıp polo maçlarını da seyredermiÅŸ.

  NakÅŸ-ı Cihan meydanındaki saray yerleÅŸkesini tamamlayan  saraya ait binalar arasında Safevilerden günümüze kadar gelen Kırk Sütunlu Saray da önemli yapılardan biri.. Sarayın Kırk sütunlu olarak adı geçmesine karşılık verandada yirmi sütun  bulunuyor ..Kırk olmasının nedeni,  günün belli saatlerinde ve güneÅŸin durumuna göre yirmi sütunun havuza yansımasıyla  kırk sütunlu olarak  görülmesiymiÅŸ ..binanın duvarları cam ve seramikle kaplanmış.. sarayın giriÅŸindeki  veranda, kakma sanatının  usta iÅŸleriyle dolu.. Ayna iÅŸlemeleri de yine her sarayda olduÄŸu gibi olmazsa olmaz süslemelerden.. saray birkaç büyük salondan oluÅŸuyor.. saltanat salonuna girildiÄŸinde tavanın altın iÅŸlemelerle süslendiÄŸini görüyoruz..altı büyük duvar resmi ÅŸahların hayatlarındaki bazı tarihi olayları konu ediniyor…Bir duvar resminde Yavuz Sultan Selimle yapılan Çaldıran savaşı resmedilmiş…saray ÅŸimdi müze olarak kullanılıyor ve Unesco Dünya Mirası Listesinde bulunuyor..

    NakÅŸ-ı Cihan meydanı, İsfahan’ın yeniden inÅŸasıyla birlikte Åžah Abbas’ın istediÄŸi görüntüye de kavuÅŸmuÅŸ.. pekçok ülkeden insanlar buraya ticaret için gelmeye baÅŸlamış.. Çinden, ortaasyadan, uzak doÄŸudan gelenler, Arap, Hintliler gibi pekçok millet  meydana yüklerini indiriyor, kurdukları çadırlarda ürünlerini satıyorlarmış..akÅŸamları ise burası bir eÄŸlence merkezine dönüyormuÅŸ..ÅŸenliklerin, kutlamaların yapıldığı bir alanmış..Nevruz kutlamaları  gibi önemli törenler yapılıyormuÅŸ..meydanda Åžah Abbas’ın çok sevdiÄŸi Polo oyunu da oynanırmış.. ayrıca  meydanda askeri gösteriler de yapılırmış.. NakÅŸ-ı Cihan meydanı, herkeste hayranlık uyandıran bir meydan olmuÅŸ..

  İsfahan ÅŸehrinin NakÅŸ-ı Cihan meydanını gördükten sonra İsfahan Dünyanın Yarısıdır sözünü daha iyi anlıyorum..

Kaynaklar:

Rehber; Pembe Özdemir, 1001 istanbul Tur

Yerel Rehber.Nazlı Elmi

Zafer bozkaya- İran gezi rehberi

Fazlı Bulut- İran:Gül,Bülbül  ve Åžiir Ülkesi.

Michael Awworthy- İran: Aklın imparatorluğu, Zerdüştden günümüze iran tarihi.

V.V.barthold- İran tarihi Coğrafyası.

Lonely Planet-İran

Nimet yıldırım- iran Kültürü

DOÄžU’NUN KALBİ; İRAN 1

  İran ÅŸimdiye kadar neden gitmedim dediÄŸim ülke oldu. Elbette kaç defa gitmeye teÅŸebbüs ettiysem mutlaka politik krizlerin çıkmasıyla gitmekten çekinmiÅŸtim. Ancak bu sefer her ne olursa olsun gitmeye kararlıydım.. öncelikle İran tarih ve kültür açısından çok ama çok ilgimi çeken bir ülkeydi. Ortaçağın batıda karanlık çaÄŸları yaÅŸanırken Ortaasya’da bilimin, ticaretin geliÅŸtiÄŸi bu coÄŸrafyada insanlık felsefesinin, sanatın, edebiyatın tasavvufun , islamiyetin farklı yüzlerinin ortaya çıktığı bu coÄŸrafyada neler neler olmuÅŸtu.. bir yandan dini inançlar ortaya çıkarken diÄŸer yandan da gökyüzü gözlemleniyor. GüneÅŸin, ayın, yıldızların bilgisine daha o zamanlarda eriÅŸiliyordu. Ticaret yolları özellikle İpek yolu bu coÄŸrafyada ortaya çıkarken  batının iÅŸtahını kabartıyor.. zenginliklere eriÅŸmek hırs haline geliyordu..sanatın zirvelerinin yaÅŸandığı buralarda dünyanın en zarif, en deÄŸerli eserleri yapılıyordu..İran doÄŸu’nun kalbi, zenginliklerin, sanatın kaynağı olarak halen günümüzde bu coÄŸrafyayı ve eserleri  gidip görmek mümkün durumda..

  Bu gezide en çok etkilendiklerim nelerdi diye baktığımda , öncelikle estetik ve sanat anlayışlarının olduÄŸunu söyleyebilirim. Bunun yanında islamiyeti farklı bir ÅŸekilde yorumlayan Åžiilik inancının kutsal mekanlarla birlikte ne kadar etkileyici olduÄŸunu düşünüyorum..İran’da merak ettiÄŸim onca ÅŸey arasında, tasavvuf düşüncesini yoÄŸuranların izini sürmek de ayrıca önem taşıyordu..islamiyetin dışındaki farklı bir din olan Zerdüştlükle karşılaÅŸmak önemliydi. İpekyolunun izlerini kapalı çarşılardan , kervansaraylardan  takip etmek heyecan vericiydi.. İran özellikle  tarihi yeniden okumanın çok önemli bir noktasıymış diyebilirim..

    İran’a yaptığımız gezi, Åžiraz’dan baÅŸlayıp, Yezd, İsfahan,KaÅŸhan, Abayenah, Tahran, MeÅŸhed ve Tebriz’de sona erdi. Bütün bu coÄŸrafyayı İran’daki iki farklı çöl üzerindeki yollardan   (DeÅŸt-i Kebir ve DeÅŸt-i Lut) otobüsle geçerken ,  Ä°pekyolundan gittiÄŸimizi hayal ettik.   Uzun ve yorucu ama bir o kadar zevk ve merakla izlediÄŸimiz bir coÄŸrafya üzerinde hareket ettik. 

Sanat, Estetik  ve Renklerin  Åžehri; Åžiraz

  Åžiraz, İran’ın Fars eyaletinin baÅŸkentidir. Bir kültür , sanat ve ticaret merkezi olarak tarihten bu yana kimliÄŸini korumuÅŸ bir kenttir.  Åžiraz İran’ın güneyinde,  Ä°ran’ı bölen iki çölün dışında kalır. Böylece iklimi daha yumuÅŸak ve bitki örtüsü de içeriye göre daha yeÅŸildir.    Bugün Åžiraz deyince aklımıza ünlü Åžiraz ÅŸarapları gelebilir. Tarihte ÅŸarap üretimi Åžiraz’ın kuzeyinde Bagh-e Anar ve Bagh-e Takhti bölgelerindeki üzüm baÄŸlarında Åžiraz’ın ünlü üzümleri yetiÅŸtirilirmiÅŸ. Burasının  Ä°klimi, üzüm yetiÅŸtirmeye çok uygundur. Åžiraz’ın özel  üzümü ve bu üzümden yapılan bir ÅŸarap türü olan Åžiraz ve Cabarnet ÅŸarapları dünyaca ünlüdür. Ancak bugün artık İran bir İslam cumhuriyeti olduÄŸundan Åžiraz’da  ÅŸarap üretimi yapılmamaktadır. Tarihe baktığımızda, Fars bölgesinin ticaret merkezidir. Buraya Hindistan’dan gelen Hint mallarına karşılık buradan da dışarıya Afyon ,tütün gibi malların satışı yapılmıştır..   Åžiraz ortaçaÄŸ döneminde bir bilim ve sanat merkezi olarak özel bir öneme sahip bir kent olarak bilinmektedir. Özellikle 11. Yüzyıldan itibaren bilim, sanat, ticaret ve kültür ÅŸehri olarak bu coÄŸrafyanın gözde bir kentidir. 12. ve 13. Yüzyıllarda ise BaÄŸdat’la yarışır durumdadır. Bu dönemde Åžiraz’a ‘dar-ül ilim’ yada İran’ın Atinası da deniliyormuÅŸ. Åžiraz’ın bu denli ilim ve kültür merkezi olmasının ve diÄŸer OrtadoÄŸu ÅŸehirlerinden farklı olmasının ardında o dönemde güçlü MoÄŸol saldırılarına ,Cengiz han ve Timur’un istilalarına karşı  dönemin yöneticilerinin yüklü miktarlarda haraçlar  ödeyerek Åžiraz’ı felaketlerden kurtardıkları biliniyor.  O yüzden de burada bilim , ÅŸiir, edebiyat , mimari, hat sanatı ve resim geliÅŸmiÅŸ,  pekçok eser ortaya çıkmıştır.   Fikir adamları, sanatçılar, mimarlar gibi adları günümüze kadar gelen pekçok ünlü kiÅŸi ortaya çıkar. Bunlar arasında, Sadi ve Hafız gibi ÅŸairleri söyleyebiliriz.  Åžiraz, 13. ve 14. Yüzyıllarda dönemin islam ÅŸehirleri içinde en geliÅŸmiÅŸidir. Åžiraz’daki bu kültür sanat hareketi içinde yetiÅŸen sanatçılar Semerkant ve Hindistan’da eserler bırakırlar. Hindistan’daki ünlü Tac Mahal ‘ın mimarlarından biri de Åžiraz’da yetiÅŸmiÅŸtir. Ayrıca 14. Yüzyıldan 16. Yüzyıla kadar resimli  el yazmaları sanatının geliÅŸtiÄŸi kenttir.

  Åžiraz’ın bu parlak geçmiÅŸi daha sonraki yüzyıllarda giderek depremler ve Afgan akımlarla zayıflar. Yoksulluk ve krizler ortaya çıkar. 18. Yüzyıl’a gelinceye kadar çöküş , ayaklanmalar , saldırılar devam eder. sonrasında ise,  Rekabet ve çatışma içinde olan AfÅŸar, Zend ve Kaçar hanedanları ortaya çıkar ve  egemenlik mücadelesine girerler. Åžiraz’da ise Kerim Han liderliÄŸinde Zend hanedanlığı hakim olur  Åžiraz’ı  da baÅŸkent yapar.

 Kerim han’la birlikte Åžiraz’ın  yeniden altın günleri baÅŸlar. Kerim han ardında büyük eserler bırakmak için Åžiraz’ı  İmar faaliyetleri ile yeniden canlandırır. KiÅŸilik olarak Kerim han mütevazidir. Kendisine ÅŸah denmesi yerine Hz. Muhammedin vekili anlamında vekil denmesini tercih etmiÅŸ. Ayrıca sık sık ahalinin arasına karışıp  , onlarla birlikte yemek yiyen , sade kıyafetler giyip tahtta oturmayan bir hükümdarmış.    Åžiraz’ın önemli mimari yapılarla donanmasında Kerim han çok önemli rol oynamış . Kerim han aynı zamanda hukuk sisteminin de geliÅŸtirilmesi için çalışmış. Burada imar iÅŸlerine giriÅŸmiÅŸ saray, kale, mescit, medrese, han, hamam yaptırarak ÅŸehri güzelleÅŸtirmiş…  yaptırdığı binalara da kendi gibi  alçakgönüllülük damgasını vurmuÅŸtur. Ayrıca Adil bir vergi düzeni kurmuÅŸ, ticaretin geliÅŸmesi için çabalamış, İngilizlerle iÅŸbirliÄŸine girmiÅŸ, İngiliz DoÄŸu Hindistan ÅŸirketinin temsilcilik açmasına izin vermiÅŸ.  Kerim han, daha önceki iktidarın Sünnilik deneyimini bir kenara bırakarak dini olarak ÅžiiliÄŸi geri getirmiÅŸtir.

   Yaptırdığı eserler arasında en önemlisi 12 bin işçi çalıştırarak yaptırdığı Kerim han kalesi (Farsçası, Arg-e Kerim han) gelir. Bugün bir müze olarak gezilen bu kale, aynı zamanda onun sarayıdır. Anlatılanlara göre, kalenin yapımında çalışan işçilere haksızlık geçmemesi için adlarını taÅŸlara yazdırmış ve ücretlerini buna göre vermiÅŸ ..Kerim han bu kaleyi sarayının bir parçası olarak ısfahandaki örneklerle rekabet etmek için yapmıştır. Sarayın giriÅŸinde kalenin iç avlusuna girilir. Sonra geniÅŸ bir bahçe ile karşılaşırsınız. Kralın özel dua mekanı ve özel hamamı bulunur. Binanın ahÅŸap iÅŸlemeleri , vitrayları ve duvarlarındaki minyatürler sanatın inceliklerini gösterir ve buradaki Zend hanedanlığının sanatını  anlamaya baÅŸlarsınız.

Kalenin giriÅŸ kapısının üzerinde mavi çinilerden yapılmış çok güzel bir sanat eseri olduÄŸu gibi durmaktadır. Üzerindeki  resimde İranlıların efsanevi kahramanı Rüstem beyaz bir devle mücadele etmektedir. Resim Zend hanedanlığından sonra burada hakim olan kaçarlar döneminde yapılmış..

  Kalenin etrafındaki kuleler ise kumdan yapılmış gibidir. Üzerlerinde dantel gibi iÅŸlemeler zarif ve sade bir ÅŸekilde yüzyıldan günümüze seslenirler. Kulelerden biri ise, Pisa kulesi gibi eÄŸri durmaktadır. Sarayın içindeki diÄŸer bölümler içinde yabancıları ağırlama salonu vardır. Burası geleneksel saray ihtiÅŸamı içinde yapılmış bir salondur. Burada bulunan balmumu heykeller , dönemin giysileri içindedir. Ortada ise Kerim han durmaktadır. Yanında katipleri ve önünde saygıyla eÄŸilen batılı elçi durmaktadır.

  Kerim hanın kiÅŸisel hamamı   ise bir Türk hamamı olarak yapılmış..  mermerlerin güzelliÄŸi ile sade  iÅŸlemeler birleÅŸince  ortaya nefis bir sanat eseri çıkmış.. burası Kerim Han’ın ailesine ait bir hamammış.  Ayrıca Kerim han  halka ait bir hamam da   (hamam-ı vekil )yaptırmış. Burası Pehleviler döneminde bir dönem hapishane olarak kullanılmış.. ÅŸimdi ise burası bir müze olarak kullanılıyor. Hamamın içinde halktan farklı kiÅŸilere ait (çiftçi, marangoz, polis, derviÅŸ v.b.) balmumu heykeller ile o dönem canlandırılmış…Tellaklar ise  kese yapar durumdadır. Hamamın kadınlar kısmında ise, bir gelin hamamı tasarlanmış . Gelinin etrafında kadınlar eÄŸleniyorlar.

   Åžiraz’da yine İran ve Zend hanedanlığı  sanatını anlamak için Kerim hanın yaptırdığı vekil camiini de gezmek gerekir.   Mescidin özellikle önemli olduÄŸunu söyleyelim. ÅžiiliÄŸin buraya Kerim han tarafından getirilmesi, camiinin de  düzenlenmesini getirmiÅŸ. Burada spiral iÅŸlemeli 48 sütün bulunuyor. Azerbaycan’dan getirilen yeÅŸil mermerlerle yapılmış. Özellikle mermer minber 14 basamaklı ve Zend hanedanlığının en güzel örneklerindenmiÅŸ. Mescidin çini süslemelerinde İran sanatında kullanılan geleneksel yedi renk (Heft) kullanılmış. GiriÅŸte her iki tarafta da çiçek süslemeleri ile karşılaşıyoruz. Mescidin her tarafı adeta bir cennete giriÅŸ aleminin resmedilmesi de denilebilir..renkler, çiçekler olaÄŸanüstü etkileyici..

   Åžiraz’ın kapalı çarşısı da vekil pazarı (Bazar-ı Vekil) olarak yapılmış..Kerim han çarşıyı yaparken yine Isfahanı düşünmüş ve ona rakip olsun diye üzerinde detaylı çalışmış. İç içe girmiÅŸ koridorlar ile avluları ile büyüyen bir çarşı oluyor. İlk kez girince kaybolabilirsiniz. İstanbul’un Kapalıçarşısına benzeyen yüksek kubbeli doÄŸu çarşılarının özelliklerini gösteriyor. İlk yapıldığı zaman İpekyol’undan akan ticaret ile kervansaraylar , hamamlar da varmış. Ancak sonraları bunlar dükkan haline dönüşmüşler. Çarşının içinde özellikle turistik eÅŸya deÄŸil gündelik kullanım için de kaliteli eÅŸyalar satılıyor. Ucuz mal pek raÄŸbet görmüyor. Halılar, minyatürler, bakırlar, deriler, ve daha pekçok eÅŸyanın atölyelerde yapılıp satıldığı yerler buraları..

    Åžiraz’ın önemli  tarihi yapılar arasında Medrese-i han’dan bahsedebiliriz.  17. Yüzyılda Safevi döneminden kalma bu  medrese binasının da muhteÅŸem çinileri, mukarnasları  ile hafızalarımızda iz bıraktığını söyleyebilirim. Burası bir dini okul olarak yapılmış.  Burayı Kerim han deÄŸil, İmam Gholi han kurmuÅŸtur. Depremlerden zarar görmekle birlikte Halen aktif bir durumda bulunuyor ..

 Åžiraz’da görülmesi gereken muhteÅŸem  sanatsal mekanlardan  biri de,  Narenciye bahçesi (Bagh-e Narenjastan) yada diÄŸer adıyla Kavam evi de denilen  tarihi ve geleneksel evdir.  1879 ile 1886 yılları arasında  inÅŸa edilmiÅŸ. Kazvinli bir tüccar aileye ait olan bu bina üst sınıfın  zevkine göre yapılmış bir sanat ÅŸahaseri. Evin alçak tavanlarındaki resimler Viktorya dönemi Avrupa’sından esinlenmiÅŸ.. Bina avlunun yukarısında durmakta, üzerinde resim, çini, ahÅŸap oyma, taÅŸ işçilik, ayna işçiliÄŸi sanatlarıyla süslenmiÅŸ ayrıntılı bir mimari sanat eseri olarak yapılmış….sundurmanın yanında birbirine simetrik odalar bulunuyor..bahçesi ise,  bir Pers bahçesi olarak düzenlenmiÅŸ, hurma, turunç ve palmiye aÄŸaçları ile bir de havuzu var.. Narenjastan Bahçesi, İran’ın muhteÅŸem İran bahçelerinin en güzel örneÄŸidir. İran bahçelerinin tipik biçimi,  genellikle aÄŸaç ve çiçeklerle dolu dört mahalle, dereler ve patikalar göletler ve çeÅŸmeler ,merkezi bir köşk ve bahçeyi çevreleyen duvarlardan oluÅŸan dikdörtgen bir ÅŸekildedir.  

  Åžiraz’ın sanat eseri mekanları  arasında dolaşırken el sanatı atölyelerine de rastlıyoruz. Bunlar arasında ilgimizi çeken  el sanatı olarak bir  ahÅŸap vitray ustasının atölyesine konuk olduk. AhÅŸabın renkli camlarla buluÅŸtuÄŸu vitray düzenlemesinde , bu atölyede eski eserlerin onarılması iÅŸini de  yapıyorlar.. çalıştıkları ahÅŸap o kadar ince ve zarif ki camla birleÅŸmesi büyük bir el becerisi istiyor. Çünkü makine teknolojisinin kullanılmadığını görüyorum…usta yaptığı iÅŸlerden birini bize anlatırken üzerinde altı yıl çalıştığı bir tahta iÅŸini anlattı. Düz bir tahta gibi görünen bu parça birçok küçük tahta parçasından oluÅŸmuÅŸ ve istediÄŸiniz ÅŸekilleri verebilirsiniz. Bu tahtadan bize İran’ın bazı simgelerini nasıl kurduÄŸunu gösterdi. Bu düz tahtayı döndürünce spiral ÅŸekle dönüştüğünde bir minare merdiveni gibi kıvrılabiliyor. Yada Zerdüşt dininin simgesi de olabiliyor veya Horasan eyaletinde eski bir rüzgar deÄŸirmeni simgesini de yapabiliyor..usta, bu ahÅŸap iÅŸinin Unesco Dünya mirası listesine girmesi için kayıt yaptırdığını da söylüyor..ahÅŸap iÅŸinin yıllarca ustanın elinde olgunlaÅŸarak kaç dil konuÅŸabilir hale gelmesi sabır ve sevgi iÅŸi olmalı diye düşünüyorum.. ne yazık ki artık dünyada bu çalışma iÅŸi ve saygının örnekleri çok fazla deÄŸil..

  Åžiraz’da gezdiÄŸimiz bir diÄŸer atölyede de eÅŸyalar üzerine yapıştırılan  sedef minyatür iÅŸleme atölyesiydi. Burada da çalışan usta bize küçük bir kutu üzerine minicik sedefleri nasıl bir özenle kesip dikkatle üzerine yerleÅŸtirdiklerini anlattı. Ortaya çıkan iÅŸin sabır, dikkat ve el yeteneÄŸi gerektirdiÄŸi ve küçükken kazanılan bir maharet olduÄŸunu sanıyorum.. Bu ustaları görünce  , artık fabrikalaÅŸmış ve plastikleÅŸmiÅŸ bir ortamdan çıkıp, el işçiliÄŸi, zamana meydan okuma, ince iÅŸ,  sabır ve kalite gibi deÄŸerlerle yeniden karşılaÅŸmayı,  gezinin bulunmazları arasında koyuyorum..

  Åžiraz’da henüz göremediÄŸimiz yerlerden biri de, Hafız-ı Åžirazi’nin  türbesi . İranlılar onu çok sevdiÄŸi için Hafız olarak çağırıyorlar. AkÅŸam karanlık olunca güneÅŸ batarken onun türbesine gidip ÅŸiirlerinden okumak herkesin yaptığı bir ÅŸey. Burası bir eÄŸlence yeri gibi.. gençler kadınlar gelip gidiyor.  Türbenin önü kalabalık. Birsürü genç, elinde muhabbet kuÅŸu ve küçük kağıtlara yazılı ÅŸiirler tutarak kapıda bekliyor. Hemen bir kuşçuya Hafızın ÅŸiirlerinden bir tane çektiriyorum. Bakalım Hafız benim için ne demiÅŸ. Türbeye doÄŸru gidince yuvarlak ve etrafı sütunlarla çevrili tepesinde bir kubbe duruyor.. Bu kubbe, sekiz sütün üzerinde duruyor..kubbenin çini iÅŸlemeleri ile  bir derviÅŸ sarığına benzetildiÄŸi görülüyor..

  Åžair Hafız, 14. Yüzyılda Fars dili ve edebiyatının en önemli sanatçılarından biridir. Kendisinden önce gelen Ömer Hayyam, Mevlana gibi düşünürlerden etkilenmiÅŸ.  Halkın arasında çok sevilen ÅŸairin ÅŸiir kitabı Kuran’ı  Kerimle eÅŸdeÄŸerdedir ve her evde bulunur. Åžiirleri hayata dair olması, ayrılık acısını , duygusallığı , mutluluÄŸu derin duyguları iÅŸlemesi nedeniyle  halk tarafından daha çok sevilmesini de saÄŸlamış. Bir halk kahramanı olarak halen günümüze kadar ünü devam etmiÅŸtir. Åžiirleri her derde deva her çareye ilaç gibi kabul edilir.

     Hafız’ın Türbesinin ardından İran’da  Åžiilerin kutsal mekan olarak kabul ettikleri , üç büyük mekan var. Bunların en önemlisi Meshed’deki İmam Rıza Türbesi, Kum’daki Masume-i Fatıma türbesi .. Bu kutsal mekanlara daha sonra gideceÄŸiz.. ÅŸimdi Åžiraz’da Åžah-ı ÇeraÄŸ türbesini gezelim..    Burası , Åžii inancına göre , 12 imamdan sekizinci imam olan Rıza’nın kardeÅŸleri adına yapılmış bir türbe..bu türbeye girmek için kadınlar ve erkekler ayrılıyor. Kadınlar bölümüne girerken profesyonel kameramızı bırakıp sadece cep telefonlarını alıp iyice arandıktan sonra ve kadınlar üzerlerine Çador denilen uzun bir çarÅŸafı giyip içeri giriyoruz. Çadorların hepsi naylon içinde yeni yıkanmış deterjan  kokusuyla veriliyor. Türbenin adı, Åžah-ı ÇeraÄŸ , ateÅŸlerin ÅŸahı anlamına geliyor olmalı. Üzerinde duran  kubbe altın ve gümüş iÅŸlemeli.  Gece ışıkları  uçaktan dahi görülebilecek kadar aydınlık veriyormuÅŸ. İçeri girince bekleyip bizi gezdirecek Uluslararası iliÅŸkiler görevlisi bir bayan ve erkeÄŸin yanımıza gelmesini bekliyoruz.  Görevliler memur hanım siyah çarÅŸafı ve önünde ‘İnternational affair’ yazılı kuÅŸağı ile  gelip  bize bilgi vermeye baÅŸlıyor.. Bu arada etrafta giden gelen ahalinin bize karşı çok ilgili olduklarını ve bu ilginin ne olduÄŸunu anlamaya çalışıyoruz. Buraya gelen turistleri görünce çok hoÅŸlarına gittiÄŸine yorumluyoruz. içeride dokunmak isteyen, doÄŸrudan gelip sarılan Türkmüsünüz hoÅŸgeldiniz diyen kadınlarla karşılaşıyoruz..hepbirlikte İçeriye doÄŸru giriyoruz.  Erkekler ve kadınlar ayrılarak herkes kendi kısmına doÄŸru ilerlemeye baÅŸlıyor.. Kalabalıkla birlikte yürümek ve etrafı dikkatle bakmak ve gözlemlemek gerekli. Kadınlar kısmında fotoÄŸraf çekilmesi yasak ve çektirmiyorlar. Üstelemiyoruz.. Türbeye doÄŸru içeri girince ilk kez böyle bir ÅŸey görüyorum.. Her taraf aynalar, renkli camlarla kaplı.. kristal camlar , ışıklar , renklerle kaplanmış devasa bir mekan .. Bu nedir nasıl bir ÅŸey..içeriye doÄŸru ilerledik. Türbenin yanında kadınlar etrafında, türbeye yüz sürüp dua ediyorlar. İçeriye para atanlar dilek dileyenler çok var. Buradan  toplanan paralar, bağışlar  dünyanın en zengin vakfı olan İmam Rıza   vakfına gidiyormuÅŸ. YavaÅŸ yavaÅŸ bu kutsal mekandan çıkıp dışarıdan ışıklara , müthiÅŸ Altın kubbeye bir kez daha bakıyoruz..

  Åžimdi  Åžiraz’ın  görsel olarak en etkileyici mimari yapılarından biri olan,  Nasr-ül Mülk mescidini anlatmaya çalışalım. Burasının diÄŸer adı da Pembe camiidir. Mescidin en etkileyici ve herkes gibi fotoÄŸraf çekmeye doyamadığımız giriÅŸini anlatacak olursak, burada vitraylar mordan pembeye doÄŸru kullanılmış… renkler, özellikle güneÅŸ gelince rüya etkisi yaptığını söyleyelim.. Mutlu bir rüyanın içinde olup uyanmak istemediÄŸiniz bir duygunun sizi kapladığını hissediyorsunuz…içinde duvarlarındaki çinilerin pembe mor çiçeklerle birer pano oluÅŸturması, mescidin spiral sütunlarının da bu tasarım da göz kamaÅŸtırdığını söyleyelim. Yere  ise her mescidde olduÄŸu gibi muhteÅŸem İran halıları serilmiÅŸ..bu renk cümbüşünün sizi bir baÅŸka dünyaya götürdüğünü söyleyebilirim.. ayrıca bu mescid İran’ın en fotoÄŸrafa uygun ve en etkileyicilerinden mescidlerinden biriymiÅŸ..FotoÄŸraf çekmenin en zorlandığım yerlerinden biri olduÄŸunu da söyleyebilirim. Çador giymenin zorunlu olduÄŸu bir mescid olduÄŸundan bir yandan kocaman çarÅŸafı tutmak bir yandan da kamerayı ayarlamak doÄŸrusu bu etkileyici ortamda biraz iÅŸleri güçleÅŸtiriyor..

  Mescid, 19. Yüzyılda Kaçar hanedanına mensup Mirza Hasan Ali Nesir ül-Mülk tarafından yapılmış. İçinin süslemelerinde dikkat çeken bir diÄŸer özellik de, İran’ın geleneksel ‘penc kasehi’ (beÅŸ iç bükey) tekniÄŸinin yaygın olarak kullanılmış olması..Mescidin bir kısmının müze olarak da kullanıldığını gördük..

Kaynaklar:

Rehber; Penbe Özdemir 1001 istanbul Tur

İran Rehberi, Nazlı Elmi

Zafer bozkaya- İran gezi rehberi

Fazlı Bulut- İran:Gül,Bülbül  ve Åžiir Ülkesi.

Michael Awworthy- İran: Aklın imparatorluğu, Zerdüştden günümüze iran tarihi.

V.V.barthold- İran tarihi Coğrafyası.

Lonely Planet-İran